🦨 Mü Minun 97 98 Okunuşu

Deki: “Rabbim! Sana sığınırım şeytanların dürtülerinden. Ve de ki: "Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım!" 97-98. daħı eyit ay çalabum! śıġunurın saña vesveselerinden dįvlerüñ; daħı śıġınurın iy çalabum ḥāżır olmaķlıķlarından. Daḫı eyit ki: Yā Rabb, saña ṣıġınur‐men Müminûn Suresi 17. Ayet Tefsiri Toggle navigation Kur'an 97-98. 99-101. 102-104. 105-111. 112-114. 115. 116-118. Kur'an-ı Kerim Uygulamalarımız. Windows Muminûn sûresi 97. ayetin Türkçe okunuşu, Arapça okunuşu ve meali. 96. İdfa’ billetî hiye ahsenus seyyiete, nahnu a’lemu bi mâ yasıfûn (yasıfûne). Seyyiati (kötülüğü), en güzel olanla yok et. Biz, (onların) vasıflandırdıklarını en iyi biliriz. Konu: Mü'minun Suresi meali Perş. Ekim 23, 2008 4:03 pm: MÜ'MİNUN: 1 - Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir, 2 - Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler, Müminûn Sûresi. Mekke döneminde nâzil olmuştur. 118 âyettir. 97. Kadir Suresi 98. Beyyine Suresi 99. Zilzal Suresi 100. Adiyat Suresi 101. Karia Suresi Müminûn Suresi 118 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 74. sure olarak inmiştir. Kur'an-ı Kerim'de 341 sayfa numarasında yer almaktadır. Kadir Suresi 97 97. De ki: "Ey Rabbim! 98. "Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım." 99, 100. Kad eflehal mü'minun: 2. Ellezıne hüm fı salatihim haşiun: 3. rdST. MÜ'MİNUN SURESİ eflehal mü' hüm fı salatihim hüm anil lağvi mu' hüm liz zekati hüm li fürucihim ala ezvacihim ev ma meleket eymanühüm fe innehüm ğayru menibteğa verae zalike fe ülaike hümül hüm li emanatihim ve ahdihim hüm ala salevatihim hümül yerisunel firdevs hüm fıha le kad halaknel insane min sülaletim min cealnahü nutfeten fı kararim halaknen nutfete alekaten fe halaknel alekate mudğaten fe halaknel mudğate ızamen fe kesevnel ızame lahmen sümme enşe'nahü halkan ahar fe tebarakellahü ahsenül inneküm ba'de zalike le inneküm yevmel kıyameti tüb' le kad halakna fevkaküm seb'a taraika ve ma künna anil halkı enzelna mines semai maem bi kaderin fe eskennahü fil erdı ve inna ala zehabim bihı le enşe'na leküm bihı cennatim min nehıyliv ve a'nab leküm fıha fevakihü kesıratüv ve minha te' şeceraten tahrucü min turi seynae tembütü bid dühni ve sıbğil lil inne leküm fil en'ami le ıbrah nüskıyküm mimma fı bütuniha ve leküm fıha menafiu kesıratüv ve minha te' aleyha ve alel fülki le kad erselna nuhan ila kavmihı fe kale ya kavmı'büdüllahe mal leküm min ilahin ğayruh e fe la kalel meleüllezıne keferu min kavmihı ma haza illa beşerum mislüküm yürıdü ey yetefeddale aleyküm ve lev şaellahü le enzele melaikeh ma semı'na bi haza fı abainel hüve illa racülüm bihı cinnetün fe terabbesu bihı hatta rabbinsurnı bima evhayna ileyhi enisnaıl fülke bi a'yünina ve vahyina fe iza cae emruna ve farat tennuru feslük fıha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü minhüm ve la tühatıbnı fillezıne zalemu innehüm izesteveyte ente ve mem meake alel fülki fe kulil hamdü lillahillezı neccana minel kavmiz kur rabbi enzilnı münzelem mübarakev ve ente hayrul fı zalike le ayativ ve in künna le enşe'na mim ba'dihim karnen erselna fıhim rasulem minhüm enı'büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh e fe la kalel meleü min kavmihillezıne keferu ve kezzebu bi likail ahırati ve etrafnahüm fil hayatid dünya ma haza illa beşerum mislüküm ye'külü mimma te'külune minhü ve yeşrabü mimma lein eta'tüm beşeram misleküm inneküm izel yeıdüküm enneküm iza mittüm ve küntüm türabev ve ızamen enneküm heyhate lima hiye illa hayatüned dünya nemutü ve nahya ve ma nahnü bi meb' hüve illa racülüniftera alellahi kezibev ve ma nahnü lehu bi mü' rabbinsurnı bima amma kalılil le yusbihunne ehazethümüs sayhatü bil hakkı fe cealnahüm ğussa fe bu'del lil kavmiz enşe'na mim ba'dihim kurunen tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste' erselna rusülena tetra küllema cae ümmeter rasulüha kezzebuhü fe etba'na ba'dahüm ba'dav ve cealnahüm ehadıs fe bu'del li kavmil la yü' erselna musa ve ehahü harune bi ayatina ve sültanim fir'avne ve meleihı festekberu ve kanu kavmen kalu enü'minü li beşerayni mislina ve kavmühüma lena kezzebuhüma fe kanu minel le kad ateyna musel kitabe leallehüm cealnebne meryeme ve ümmehu ayetev ve aveynahüma ila rabvetin zati karariv ve eyyüher rusülü külu minet tayyibati va'melu saliha innı bima ta'melune inne hazihı ümmetüküm ümmetev vahıdetev ve ene rabbüküm emrahüm beynehüm zübüra küllü hızbim bima ledeyhim fı ğamratihim hatta yahsebune ennema nümiddühüm bihı mim maliv ve lehüm fil hayrat bel la yeş' hüm min haşyeti rabbihim hüm bi ayati rabbihim yü' hüm bi rabbihim la yü'tune ma atev ve kulubühüm veciletün ennehüm ila rabbihim yüsariune fil hayrati ve hüm leha la nükellifü nefsen illa vüs'aha ve ledeyna kitabüy yentıku bil hakkı ve hüm la kulubühüm fı ğamratim min haza ve lehüm a'malüm min duni zalike hüm leha iza ehazna mütrafıhim bil azabi iza hüm yec' tec'erul yevme inneküm minna la kanet ayatı tütla aleyküm fe küntüm ala a'kabiküm bihı samiran fe lem yeddebberul kavle em caehüm ma lem ye'ti abaehümül lem ya'rifu rasulehüm fe hüm lehu yekulune bihı cinneh bel caehüm bil hakkı ve ekseruhüm lil hakkı levittebeal hakku ehvaehüm le fesedetis semavatü vel erdu ve men fıhinn bel eteynahüm bi zekrihim fe hüm an zikrihim mu' tes'elühüm harcen fe haracü rabbike hayruv ve hüve hayrur inneke le ted'uhüm ila sıratım innellezıne la yü'minune bil ahırati anis sıratı lev rahımnahüm ve keşefna ma bihim min durril leleccu fı tuğyanihim ya' le kad ehaznahüm bil azabi fe mestekanu li rabbihim ve ma iza fetahna aleyhim baben za azabin şedıdin iza hüm fıhi hüvellezı enşee lekümüs sem'a vel ebsara vel ef'ideh kalılem ma hüvellezı zeraeküm fil erdı ve ileyhi hüvellezı yuhyı ve yümiytü ve lehuhtilafül leyli ven nehar e fe la ta' kalu misle ma kalel e iza mitna ve künna türabev ve ızamen e inna le meb' kad vüıdna nahnü ve abaüna haza min kablü in haza illa esatıyrul li menil erdu ve men fıha in küntüm ta' lillah kul efela mer rabbüs semavatis seb'ı ve rabbul arşil lillah kul e fe la mem bi yedihı melekutü külli şey'iv ve hüve yuciru ve la yücaru aleyhi in küntüm ta' lillah kul fe enna eteynüham bil hakkı ve innehüm le miv velediv ve ma kane meahu min ilahin izel le zehebe küllü ilahüm bima haleka ve leala ba'duhüm ala ba'd sübhanellahi amma ğaybi veş şehadeti fe teala amma rabbi imma türiyennı ma fe la tec'alnı fil kavmiz inna ala en nüriyeke ma neıdühüm billetı hiye ahsenüs seyyieh nahnü a'lemü bi ma kur rabbi euzü bike min hemezatiş euzü bike rabbi ey iza cae ehadehümül mevtü kale a'melü salihan fıma teraktü kella inneha kelimetün hüve kailüha ve miv veraihim berzehun ila yevmi yüb' iza nüfiha fis suri fe la ensabe beynehüm yevmeiziv ve la men sekulet mevazinühu fe ülaike hümül men haffet mevazınühu fe ülaikellezıne hasiru enfüsehüm fı cehenneme vücuhehümün naru ve hüm fıha lem tekün ayatı tütla aleyküm fe küntüm biha rabbena ğalebet aleyna şıkvetüna ve künna kavmen ahricna minha fe in udna fe inna fıha ve la kane ferıkum min ıbadı yekulune rabbena amenna fağfir lena varhamna ve ente hayrur tümuhüm sıhriyyen hatta ensevküm zikrı ve küntüm minhüm cezeytühümül yevme bima saberu ennehüm hümül kem lebistüm fil erdı adede lebisna yevmen ev ba'da yevmin fes'elil il lebistüm illa kalılel lev enneküm küntüm ta' fe hasibtüm ennema halaknaküm abesev ve enneküm ileyna la teallellahül melikül hakk la ilahe illa hu rabbül arşil mey yed'u meallahi ilahen ahara la bürhane lehu bihı fe innema hısabühu ınde rabbih innehu la yüflihul kur rabbığfir verham ve ente hayrur rahımınMÜ'MİNUN SURESİ gerçekten kurtuluşa ki, namazlarında derin saygı ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz ki, zekatı ki, ırzlarını eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ki, namazlarını kılmağa devam bunlar varis olanların ta Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî biz insanı, çamurdan süzülmüş bir özden onu az bir su meni halinde sağlam bir karargaha ana rahmine bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" 2yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir! ey insanlar siz bunun ardından muhakkak yine muhakkak siz, kıyamet gününde tekrar biz sizin üzerinizde yedi yol Biz yarattıklarımızdan habersiz gökten belli bir ölçüde su indirdik de faydalanmanız için onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan o su ile Sîna dağında biten bir ağaç zeytin ağacı yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz üzerinde ve gemilerde biz, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?" üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."25."Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz."26.Nûh, "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" üzerine Nûh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, sular coşup taştığında Nûh'a dedik ki "Her cins canlıdan erkekli dişili birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır." ve beraberindeki kimseler gemiye bindiğiniz zaman "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de ki "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın." bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten kullarımızı imtihan onların Nûh kavminin ardından başka bir nesil kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."34."Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız."35."O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka diriltilip çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"36."Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!"37."Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."38."Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız." peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" onları o korkunç ses kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör-çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun! bunların arkalarından başka nesiller ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah'ın rahmetinden uzak olsun!45, Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden hidayete ersinler diye Mûsâ'ya Kitabı Tevrat'ı oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bu İslâm tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten ise, din işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!55, bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar! azametinden korkup titreyenler, âyetlerine inananlar, ortak koşmayanlar, dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım kötü işleri de refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar bu sözü Kur'an'ı hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar? "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hak onların arzularına uysaydı gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini Kur'an'ı getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun da inanmıyorlar? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en sen onları doğru bir yola ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik yine de azgınlıkları içinde bocalayıp biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve ona yalvarıp onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ki "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?" biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey ki "Eğer biliyorsanız söyleyin Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" ki "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"87.."Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" ki "Eğer biliyorsanız söyleyin Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?"89."Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok ki "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma." onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi ki "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."98."Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."99, onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar devam edecek, dönmelerine engel bir perde berzah üfürüldüğü zaman, işte o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır "Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" da şöyle derler "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk."107."Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer tekrar günaha dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz." "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta inkarcılara "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" şöyle der "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu daha önce bilmiş olsaydınız."115."Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" hükümdar olan Allah yücedir. Ondan başka hiç ilah yoktur. O şerefli ve yüce arşın hakkında hiçbir delili olmadığı halde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa ki "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor Müminûn 1 Mealleri Karşılaştır Kad eflehal mu’minunmu’minune. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Müminûn 2 Mealleri Karşılaştır Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûnhâşiûne. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. Müminûn 3 Mealleri Karşılaştır Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûnmu’ridûne. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Müminûn 6 Mealleri Karşılaştır İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmînmelûmîne. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. Müminûn 7 Mealleri Karşılaştır Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûnâdûne. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. Müminûn 8 Mealleri Karşılaştır Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûnrâûne. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. Müminûn 9 Mealleri Karşılaştır Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûnyuhâfızûne. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler. Müminûn 11 Mealleri Karşılaştır Ellezîne yerisûnel firdevsfirdevse, hum fîhâ hâlidûnhâlidûne. ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Müminûn 12 Mealleri Karşılaştır Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîntînin. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍ مِّن طِينٍ Andolsun, biz insanı, çamurdan süzülmüş bir özden yarattık. Müminûn 13 Mealleri Karşılaştır Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekînmekînin. ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ Sonra onu az bir su meni hâlinde sağlam bir karargâha ana rahmine yerleştirdik. Müminûn 14 Mealleri Karşılaştır Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe´nâhu halkan âharâhara, fe tebârekallâhu ahsenul hâlikînhâlikîne. ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ Sonra bu az suyu “alaka” hâline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir! Müminûn 15 Mealleri Karşılaştır Summe innekum ba´de zâlike le meyyitûnmeyyitûne. ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ Sonra ey insanlar siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. Müminûn 16 Mealleri Karşılaştır Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûntub’asûne. ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz. Müminûn 17 Mealleri Karşılaştır Ve lekad halaknâ fevkakum seb´a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîngâfilîne. وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. Müminûn 18 Mealleri Karşılaştır Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûnkâdirûne. وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de faydalanmanız için onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter. Müminûn 19 Mealleri Karşılaştır Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâba’nâbin, lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûnte’kulûne. فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz. Müminûn 20 Mealleri Karşılaştır Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilînâkilîne. وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْءَاكِلِينَ Yine o su ile Sîna dağında biten bir ağaç zeytin ağacı yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir. Müminûn 21 Mealleri Karşılaştır Ve inne lekum fil en’âmi le ibrehibreten, nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûnte’kulûne. وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةً ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de. Müminûn 23 Mealleri Karşılaştır Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, e fe lâ tettekûntettekûne. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi. Müminûn 24 Mealleri Karşılaştır Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikehmelâiketen, mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelînevvelîne. فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” Müminûn 25 Mealleri Karşılaştır İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hînhînin. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz.” Müminûn 26 Mealleri Karşılaştır Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûnkezzebûni. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ Nûh, “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. Müminûn 27 Mealleri Karşılaştır Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûnmugrakûne. فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, sular coşup taştığında Nûh’a dedik ki “Her cins canlıdan erkekli dişili birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.” Müminûn 28 Mealleri Karşılaştır Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimînzâlimîne. فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de. Müminûn 29 Mealleri Karşılaştır Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilînmunzilîne. وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ Yine de ki “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.” Müminûn 30 Mealleri Karşılaştır İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelînmubtelîne. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten kullarımızı imtihan ederiz. Müminûn 31 Mealleri Karşılaştır Summe enşe’nâ min ba’dihim karnen âharînâharîne. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ Sonra onların Nûh kavminin ardından başka bir nesil yarattık. Müminûn 32 Mealleri Karşılaştır Fe erselnâ fîhim resûlen minhum eni’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, e fe lâ tettekûntettekûne. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik. Müminûn 33 Mealleri Karşılaştır Ve kâlel meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâil âhıreti ve etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye’kulu mimmâ te’kulûne minhu yeşrebu mimmâ teşrabûnteşrabûne. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْءَاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” Müminûn 34 Mealleri Karşılaştır Ve lein eta’tum beşeren mislekum innekum izen le hâsirûnhâsirûne. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ “Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız.” Müminûn 35 Mealleri Karşılaştır E yaıdukum ennekum izâ mittum ve kuntum turâben ve izâmen ennekum muhracûnmuhracûne. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ “O, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka diriltilip çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?” Müminûn 37 Mealleri Karşılaştır İn hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsînmeb’ûsîne. إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.” Müminûn 38 Mealleri Karşılaştır İn huve illâ raculunifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu’minînmu’minîne. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ “Bu, Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.” Müminûn 39 Mealleri Karşılaştır Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûnkezzebûni. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. Müminûn 40 Mealleri Karşılaştır Kâle ammâ kalîlin le yusbihunne nâdimînnâdimîne. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” dedi. Müminûn 41 Mealleri Karşılaştır Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnâhum gusâen, fe bu’den lil kavmiz zâlimînzâlimîne. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءً ۚ فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! Müminûn 42 Mealleri Karşılaştır Summe enşe’nâ min ba’dihim kurûnen âharînâharîne. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık. Müminûn 43 Mealleri Karşılaştır Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûnyeste’hırûne. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de. Müminûn 44 Mealleri Karşılaştır Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîsehâdîse, fe bu’den li kavmin lâ yu’minûnyu’minûne. ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! Müminûn 45 Mealleri Karşılaştır Summe erselnâ mûsâ ve ehâhu hârûne bi âyâtinâ ve sultânin mubînmubînin. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ 45-46 Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. Müminûn 46 Mealleri Karşılaştır İlâ fir’avne ve meleihî festekberû ve kânû kavmen âlînâlîne. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ 45-46 Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. Müminûn 47 Mealleri Karşılaştır Fe kâlû e nu’minu li beşereyni mislinâ ve kavmuhumâ lenâ âbidûnâbidûne. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler. Müminûn 48 Mealleri Karşılaştır Fe kezzebûhumâ fe kânû minel muhlekînmuhlekîne. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular. Müminûn 49 Mealleri Karşılaştır Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe leallehum yehtedûnyehtedûne. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya Kitab’ı Tevrat’ı verdik. Müminûn 50 Mealleri Karşılaştır Ve cealnebne meryeme ve ummehû âyeten ve âveynâhumâ ilâ rabvetin zâti karârin ve maînmaînin. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ Meryem oğlu İsa’yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik. Müminûn 51 Mealleri Karşılaştır Yâ eyyuher rusulu kulû minet tayyibâti va’melû sâlihâsâlihan, innî bimâ ta’melûne alîmalîmun. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim. Müminûn 52 Mealleri Karşılaştır Ve inne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fettekûnfettekûni. وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ Şüphesiz bu İslâm, tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının. Müminûn 53 Mealleri Karşılaştır Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâzuburan, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûnferihûne. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ İnsanlar ise, din işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. Müminûn 54 Mealleri Karşılaştır Fe zerhum fî gamratihim hattâ hînhînin. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak! Müminûn 55 Mealleri Karşılaştır E yahsebûne ennemâ numidduhum bihî min mâlin ve benînbenîne. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ 55-56 Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! Müminûn 56 Mealleri Karşılaştır Nusâriu lehum fîl hayrâthayrâti bel lâ yeş’urûnyeş’urûne. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ 55-56 Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! Müminûn 57 Mealleri Karşılaştır İnnellezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikûnmuşfikûne. إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ Rablerinin azametinden korkup titreyenler, Müminûn 58 Mealleri Karşılaştır Vellezîne hum bi âyâti rabbihim yu’minûnyu’minûne. وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ Rablerinin âyetlerine inananlar, Müminûn 60 Mealleri Karşılaştır Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûnrâciûne. وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, Müminûn 61 Mealleri Karşılaştır Ulâike yusâriûne fîl hayrâti ve hum lehâ sâbikûnsâbikûne. أُو۟لَٰٓئِكَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَٰبِقُونَ İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler. Müminûn 62 Mealleri Karşılaştır Ve lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve ledeynâ kitâbun yantıku bil hakkı ve hum lâ yuzlemûnyuzlemûne. وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. Müminûn 63 Mealleri Karşılaştır Bel kulûbuhum fî gamratin min hâzâ ve lehum a’mâlun min dûni zâlike hum lehâ âmilûnâmilûne. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ Ancak kâfirlerin kalbleri bu Kur’an’a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım kötü işleri de vardır. Müminûn 64 Mealleri Karşılaştır Hattâ izâ ehaznâ mutrafîhim bil âzâbi izâ hum yec’erûnyec’erûne. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. Müminûn 65 Mealleri Karşılaştır Lâ tec’erûl yevme innekum minnâ lâ tunsarûntunsarûne. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. Müminûn 66 Mealleri Karşılaştır Kad kânet âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum alâ a’kâbikum tenkisûntenkisûne. قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ 66-67 Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. Müminûn 67 Mealleri Karşılaştır Mustekbirîne bihî sâmiran tehcurûntehcurûne. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ 66-67 Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. Müminûn 68 Mealleri Karşılaştır E fe lem yeddebberûl kavle em câehum mâ lem ye’ti âbâehumul evvelînevvelîne. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ Onlar bu sözü Kur’an’ı hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? Müminûn 69 Mealleri Karşılaştır Em lem ya’rifû resûlehum fe hum lehu munkirûnmunkirûne. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar? Müminûn 70 Mealleri Karşılaştır Em yekûlûne bihî cinnehcinnetun, bel câehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı kârihûnkârihûne. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. Müminûn 71 Mealleri Karşılaştır Ve levittebeal hakku ehvâehum le fesedetis semâvâtu vel ardu ve men fî hinnhinne, bel eteynâhum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu’ridûnmu’ridûne. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini Kur’an’ı getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar. Müminûn 72 Mealleri Karşılaştır Em tes’eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur râzikînrâzikîne. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun da inanmıyorlar? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Müminûn 73 Mealleri Karşılaştır Ve inneke le ted’ûhum ilâ sırâtın mustakîmmustakîmin. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. Müminûn 74 Mealleri Karşılaştır Ve innellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti anis sırâtı le nâkibûnnâkibûne. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar. Müminûn 75 Mealleri Karşılaştır Ve lev rahımnâhum ve keşefnâ mâ bihim min durrin le leccû fî tugyânihim ya’mehûnya’mehûne. ۞ وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı. Müminûn 76 Mealleri Karşılaştır Ve lekad ehaznâhum bil azâbi fe mestekânû li rabbihim ve mâ yetedarreûnyetedarreûne. وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O’na yalvarıp yakarmadılar. Müminûn 77 Mealleri Karşılaştır Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîdin izâ hum fîhi mublisûnmublisûne. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir. Müminûn 78 Mealleri Karşılaştır Ve huvellezî enşee lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idehef’idete, kalîlen mâ teşkurûnteşkurûne. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! Müminûn 79 Mealleri Karşılaştır Ve huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûntuhşerûne. وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O’nun huzurunda toplanacaksınız. Müminûn 80 Mealleri Karşılaştır Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu ve lehuhtilâful leyli ven nehârnehâri, e fe lâ ta’kılûnta’kılûne. وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? Müminûn 81 Mealleri Karşılaştır Bel kâlû misle mâ kâlel evvelûnevvelûne. بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler. Müminûn 82 Mealleri Karşılaştır Kâlû e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûnmeb’ûsûne. قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ Dediler ki “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?” Müminûn 83 Mealleri Karşılaştır Lekad vuıdnâ nahnu ve âbâunâ hâzâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelînevvelîne. لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir. Müminûn 84 Mealleri Karşılaştır Kul li menil ardu ve men fîhâ in kuntum ta’lemûnta’lemûne. قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ De ki “Eğer biliyorsanız söyleyin Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?” Müminûn 85 Mealleri Karşılaştır Seyekûlûne lillâhlillâhi, kul e fe lâ tezekkerûntezekkerûne. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” de. Müminûn 86 Mealleri Karşılaştır Kul men rabbus semâvâtis seb’ı ve rabbul arşil azîmazîmi. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ De ki “Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” Müminûn 87 Mealleri Karşılaştır Seyekûlûne lillâhlillâhi, kul e fe lâ tettekûntettekûne. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” de. Müminûn 88 Mealleri Karşılaştır Kul men bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve huve yucîru ve lâ yucâru aleyhi in kuntum ta’lemûnta’lemûne. قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ De ki “Eğer biliyorsanız söyleyin Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?” Müminûn 89 Mealleri Karşılaştır Seyekûlûne lillâhlillâhi, kul fe ennâ tusharûntusharûne. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de. Müminûn 90 Mealleri Karşılaştır Bel eteynâhum bil hakkı ve innehum le kâzibûnkâzibûne. بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar. Müminûn 91 Mealleri Karşılaştır Mettehazallâhu min veledin ve mâ kâne meahu min ilâhin izen le zehebe kullu ilâhin bimâ halaka ve le alâ ba’duhum alâ ba’dba’dın, subhânallâhi ammâ yasıfûnyasıfûne. مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ ۚ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ 91-92 Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. Müminûn 92 Mealleri Karşılaştır Âlimil gaybi veş şehâdeti fe teâlâ ammâ yuşrikûnyuşrikûne. عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ 91-92 Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. Müminûn 93 Mealleri Karşılaştır Kul rabbi immâ turiyennî mâ yûadûnyûadûne. قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ 93-94 De ki “Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma.” Müminûn 94 Mealleri Karşılaştır Rabbi fe lâ tec’alnî fil kavmiz zâlimînzâlimîne. رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ 93-94 De ki “Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma.” Müminûn 95 Mealleri Karşılaştır Ve innâ alâ en nuriyeke mâ neıduhum le kâdirûnkâdirûne. وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter. Müminûn 96 Mealleri Karşılaştır İdfa’ billetî hiye ahsenus seyyiehseyyiete, nahnu a’lemu bi mâ yasıfûnyasıfûne. ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz. Müminûn 97 Mealleri Karşılaştır Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtînşeyâtîni. وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ De ki “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.” Müminûn 98 Mealleri Karşılaştır Ve eûzu bike rabbi en yahdurûnyahdurûni. وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ “Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” Müminûn 99 Mealleri Karşılaştır Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûnrabbirciûni. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ 99-100 Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar devam edecek, dönmelerine engel bir perde berzah vardır. Müminûn 100 Mealleri Karşılaştır Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûnyub’asûne. لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ 99-100 Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar devam edecek, dönmelerine engel bir perde berzah vardır. Müminûn 101 Mealleri Karşılaştır Fe izâ nufiha fis sûri fe lâ ensâbe beynehum yevme izin ve lâ yetesâelûnyetesâelûne. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ Sûr’a üfürüldüğü zaman, işte o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır. Müminûn 102 Mealleri Karşılaştır Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûnmuflihûne. فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Müminûn 103 Mealleri Karşılaştır Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûnhâlidûne. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır. Müminûn 104 Mealleri Karşılaştır Telfehu vucûhehumun nâru ve hum fîhâ kâlihûnkâlihûne. تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar. Müminûn 105 Mealleri Karşılaştır E lem tekun âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum bihâ tukezzibûntukezzibûne. أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ Allah, “Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?” der. Müminûn 106 Mealleri Karşılaştır Kâlû rabbenâ galebet aleynâ şıkvetunâ ve kunnâ kavmen dâllîndâllîne. قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ Onlar da şöyle derler “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.” Müminûn 107 Mealleri Karşılaştır Rabbenâ ahricnâ minhâ fe in udnâ fe innâ zâlimûnzâlimûne. رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer tekrar günaha dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.” Müminûn 108 Mealleri Karşılaştır Kâlahseû fîhâ ve lâ tukellimûntukellimûni. قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ Allah, ”Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!” der. Müminûn 109 Mealleri Karşılaştır İnnehu kâne ferîkun min ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhımînrâhımîne. إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın” diyen bir grup var idi. Müminûn 110 Mealleri Karşılaştır Fettehaztumûhum sıhriyyen hattâ ensevkum zikrî ve kuntum minhum tadhakûntadhakûne. فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz. Müminûn 111 Mealleri Karşılaştır İnnî cezeytuhumul yevme bimâ saberû ennehum humul fâizûnfâizûne. إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir. Müminûn 112 Mealleri Karşılaştır Kâle kem lebistum fil ardı adede sinînsinîne. قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ Allah, inkârcılara “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar. Müminûn 113 Mealleri Karşılaştır Kâlû lebisnâ yevmen ev ba’da yevmin fes’elil âddînâddîne. قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler. Müminûn 114 Mealleri Karşılaştır Kâle in lebistum illâ kalîlen lev ennekum kuntum ta’lemûnta’lemûne. قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ Allah, şöyle der “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu daha önce bilmiş olsaydınız.” Müminûn 115 Mealleri Karşılaştır E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûnturceûne. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Müminûn 116 Mealleri Karşılaştır Fe teâlallâhul melikul hakkhakku, lâ ilâhe illâ hûhuve, rabbul arşil kerîmkerîmi. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir. Müminûn 117 Mealleri Karşılaştır Ve men yed’u maallâhi ilâhen âhare lâ burhâne lehu bihî fe innemâ hısâbuhu inde rabbihrabbihi, innehu lâ yuflihul kâfirûnkâfirûne. وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler. Müminûn 118 Mealleri Karşılaştır Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur râhımînrâhımîne. وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ De ki “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!” Türkçe Okunuşu Rabbi eûzü bike min hemezatişşeyatîni ve eûzü bike en yehdurûn Bazı Arapça harflerin Türkçe’de karşılığı olmadığını hatırlatmak ister ve Arapça metinden okumanızı tavsiye… Devamını okuyunMü’minûn 97-98. Ayetler Kuran-ı Kerim’in 23. suresi olan Mü’minûn Suresi, Mekke’de nazil olmuştur ve 118 ayettir. Mü’minûn Suresi Anlamı, Arapça-Türkçe okunuşu ve Diyanet MealiMü’minûn SuresiMü’minûn Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 118 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Mü’minûn” kelimesinden almıştır. “el-Mü’minûn”, mü’minler inananlar Kısa bilgiMü’minun Suresi 118 Ayetten oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’in yirmi üçüncü 23. suresidir. Mü’minun Suresi 18. Cüzde yer alır. Mü’minun kelime anlamı olarak, Mü’minler anlamına gelir. Mekke’de nazil olmuştur. 4354 harften oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’de iniş sırasına göre 74. Suresi adını, ilk ayetinde geçen ve “inananlar” anlamına gelen “Mu’minun” kelimesinden ayetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından ve nâil olacakları uhrevî nimetlerden bahsedildiği için sure “el-Mü’minûn” adını Ömer’in bildirdiğine göre, Hz. Peygamber’e vahiy geldiği zaman, yüzünün etrafında arı uğultusuna benzer sesler işitilirdi. Bir gün yine kendisine vahiy geldi. Bir süre sonra vahiy halinden sıyrıldı. Kıbleye dönüp ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti “Allah’ım, bize olan hayrını bollaştır, azaltma. Bizi yükselt, alçaltma. Bize ihsan et, mahrum eyleme. Bizi üstün kıl, başkalarını bize üstün kılma. Bizi memnun et ve bizden razı ol”.Daha sonra Hz. Peygamber “Bana on ayet indirildi. Kim, onların gereğini yaparsa, cennete girer” buyurdu ve ardından “Kad eflaha’l-müminun” dan başlayarak on ayeti müminlerin zafere ulaşacakları, sonunda da kötülerin cezaya çarptırılacakları anlatılan sure, müşriklere son ihtar olup İslâm’ın parlak geleceğinin 118 ayettir. Mekke’de, Enbiya suresinden sonra inmiştir. Mushaftaki resmi sıralamada 23., iniş sırasına göre ise 74. Suresi Fazileti ve SırlarıMü’minûn Sure’sini sürekli zikreden , her mümin’in vefatı anında melekler yanı başına cennet müjdesiyle gereği sürekli şehirlerarası yolculuk edenler surenin 29. ayeti kerimesini yola çıkmadan okusun,Vücudunda Cilt hastalıkları, Cilt problemleri ve sedef hastalıkları olan kişiler surenin 14. ayetini sürekli zikretsin,Sure’yi sürekli zikreden kişinin imanı sağlamlaşır, kolay kolay onu doğru yoldan kimse Şer’lerden kendinizi korumanız için surenin 97 ve 98. ayeti kerimelerini bol bol okuyunSure’nin 115 ve 116. ayeti kerimeleri psikolojik nedenlerden hastalanan, sıkıntı anı fazlaca bulunan kişilere manevi bir اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِMü’minûn Suresi Arapça-Türkçe Latin Harfli Okunuşu ve Diyanet Türkçe MealiBismillâhirrahmânirrahîmRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…Mü’minûn Suresi 1. Ayet Kad eflehal mu’minunmu’minune. Anlamı Mü’minler felâha Suresi 2. Ayet Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûnhâşiûne. AnlamıOnlar, namazlarında huşû Suresi 3. Ayet Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûnmu’ridûne. AnlamıVe onlar, boş şeylerden yüz Suresi 4. Ayet Vellezîne hum liz zekâti fâilûnfâilûne. Anlamı Ve onlar, zekâtı Suresi 5. Ayet Vellezîne hum li furûcihim hâfizûnhâfizûne. Anlamı Ve onlar, iffetlerini ırzlarını Suresi 6. Ayet İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmînmelûmîne. Anlamı Zevcelerine veya ellerinin altında sahip olduklarına cariyelerine karşı davranışları hariç. O taktirde muhakkak ki onlar, levmedilmiş kınanmış Suresi 7. Ayet Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûnâdûne. Artık kim bunun ötesinde bir şey isterse o taktirde onlar, haddi Suresi 8. Ayet Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûnrâûne. Anlamı Ve onlar, emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir uyanlar, sadık olanlardır.Müminun Suresi 9. Ayet Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûnyuhâfızûne. Ve onlar, salâvâtlarını namazlarını muhafaza edenler devam ettirenler Suresi 10. Ayet Ulâike humul vârisûnvârisûne. İşte onlar, varis olanlardır mirasın sahipleridir.Müminun Suresi 11. Ayet Ellezîne yerisûnel firdevsfirdevse, hum fîhâ hâlidûnhâlidûne. Onlar, firdevs cennetine varis olacaklardır. Onlar, orada ebedî Suresi 12. Ayet Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîntînin. Anlamı Ve andolsun ki Biz, insanı balçığın nemli organik ve inorganik toprağın özünden Suresi 13. Ayet Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekînmekînin. Anlamı Sonra onu, mekin sağlam bir yerde karar kılmış yerleşmiş bir nutfe Suresi 14. Ayet Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe’nâhu halkan âharâhara, fe tebârekallâhu ahsenul hâlikînhâlikîne. Anlamı Sonra da nutfeden bir noktadan rahim duvarına bağlı bir alaka yarattık. Sonra alakadan bir çiğnem et görünümünde bir mudga yarattık. Bundan sonra mudgadan kemikleri yarattık. Daha sonra kemiklere et giydirdik üzerini et ile kapladık. Daha sonra da onu, başka bir yaratışla inşa ettik şekillendirdik. İşte böyle Allah, Mübarek’tir, En Güzel Yaratıcı’ Suresi 15. Ayet Summe innekum ba’de zâlike le meyyitûnmeyyitûne. Anlamı Sonra muhakkak ki siz, mutlaka meyid olacaksınız öleceksiniz.Müminun Suresi 16. Ayet Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûntub’asûne. Anlamı Muhakkak ki siz, kıyâmet günü Suresi 17. Ayet Ve lekad halaknâ fevkakum seb’a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîngâfilîne. Anlamı Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil Suresi 18. Ayet Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûnkâdirûne. Anlamı Ve Biz, semadan takdir edilmiş miktarda su indirdik. Böylece onunla yeryüzünde göller, nehirler, denizler oluşturduk. Ve muhakkak ki Biz, onu elbette buharlaştırarak gidermeye Suresi 19. Ayet Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâba’nâbin, lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûnte’kulûne. Anlamı Böylece onunla, sizin için hurma ve üzüm bahçeleri inşa ettik oluşturduk. Orada sizin için onların pekçok meyveleri vardır ve onlardan Suresi 20. Ayet Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilînâkilîne. Ve Turi Sina’da yetişen bir ağaç vardır ki, yağ çıkarır. Ve o, yiyenler için bir Suresi 21. Ayet Ve inne lekum fil en’âmi le ibrehibreten, nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûnte’kulûne. Anlamı Ve muhakkak ki hayvanlarda, sizin için ibret vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiririz. Ve onda, sizin için çok menfaatler faydalar vardır ve ondan Suresi 22. Ayet Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûntuhmelûne. Anlamı Ve onların hayvanların üzerinde ve gemilerin üzerinde Suresi 23. Ayet Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, e fe lâ tettekûntettekûne. Anlamı Ve andolsun ki Nuh kendi kavmine gönderdik. O zaman onlara “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka İlâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz?” Suresi 24. Ayet Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikehmelâiketen, mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelînevvelîne. Anlamı Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri “Bu, sizin gibi beşerden insandan başka bir şey değil. Size üstün gelmek hükmetmek istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” Suresi 25. Ayet İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hînhînin. Anlamı O ancak cinnet getirmiş bir adamdır. O halde, onu belli bir süre bekleyin gözetim altında tutun!Müminun Suresi 26. Ayet Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûnkezzebûni. Anlamı Nuh dedi ki “Rabbim, beni yalanladıkları için bana yardım et.”Müminun Suresi 27. Ayet Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûnmugrakûne. Anlamı Böylece ona, gözümüzün önünde Bizim denetimimizde ve vahyimizle bir gemi yapmasını vahyettik. Böylece emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı zaman hemen ona gemiye her çiftten ikişer tane ve ehlini bindir. Onlardan, haklarında bir söz hüküm geçenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Bana hitap etme onlar için bir şey, bir af isteme. Muhakkak ki onlar, boğulacak olanlardır boğulmalarına daha önce hükmedilmiş olanlardır.Müminun Suresi 28. Ayet Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimînzâlimîne. Böylece sen ve seninle beraber olan kimseler, gemiye bindiğiniz zaman “Zalim kavimden bizi kurtaran Allah’a hamdolsun.” Suresi 29. Ayet Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilînmunzilîne. Anlamı Ve de ki “Rabbim, beni mübarek bir inişle indir. Ve Sen, indirenlerin en hayırlısısın.”Müminun Suresi 30. Ayet İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelînmubtelîne. Anlamı Elbette bunda âyetler vardır. Ve muhakkak ki Biz, imtihan Suresi 31. Ayet Summe enşe’nâ min ba’dihim karnen âharînâharîne. Anlamı Sonra da onların arkasından başka bir nesil Suresi 32. Ayet Fe erselnâ fîhim resûlen minhum eni’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, e fe lâ tettekûntettekûne. Anlamı Böylece Biz, onlara, onların içinde, onlardan resûl gönderdik, Allah’a kul olsunlar, diye. Sizin, O’ndan başka İlâhınız yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz?Müminun Suresi 33. Ayet Ve kâlel meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâil âhıreti ve etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye’kulu mimmâ te’kulûne minhu yeşrebu mimmâ teşrabûnteşrabûne. Anlamı Ve onun kavminden kâfirlerin ileri gelenleri, ahirete mülâki olmayı Allah’a mülâki olmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kimseler “Bu, sizin gibi beşerden insandan başka bir şey değil. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, sizin içtiğiniz şeylerden içiyor.” Suresi 34. Ayet Ve lein eta’tum beşeren mislekum innekum izen le hâsirûnhâsirûne. Anlamı Ve eğer siz, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz muhakkak ki siz, o zaman mutlaka hüsrana düşenler Suresi 35. Ayet E yaıdukum ennekum izâ mittum ve kuntum turâben ve izâmen ennekum muhracûnmuhracûne. Anlamı Öldüğünüz ve toprak olduğunuz, kemik haline geldiğiniz zaman sizin, mutlaka topraktan çıkarılacağınızı mı size vaadediyor?Müminun Suresi 36. AyetHeyhâte heyhâte limâ tûadûntûadûne. Anlamı Yazık, yazık size vaadedilen Suresi 37. Ayet İn hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsînmeb’ûsîne. Anlamı O hayat, sadece dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Ve Biz, beas edilecek yeniden dirilecek Suresi 38. Ayet İn huve illâ raculunifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu’minînmu’minîne. Anlamı O Resûl, ancak Allah’a yalanla iftira eden bir adamdır. Ve biz, O’na inananlar Suresi 39. Ayet Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûnkezzebûni. Anlamı Resûl “Rabbim, beni yalanlamaları sebebiyle bana yardım et.” Suresi 40. Ayet İKâle ammâ kalîlin le yusbihunne nâdimînnâdimîne. Anlamı Allah “Az kısa zamanda onlar mutlaka nadim pişman olacaklar.” Suresi 41. Ayet İFe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnâhum gusâen, fe bu’den lil kavmiz zâlimînzâlimîne. Anlamı Böylece hak ile hakettikleri bir sayha onları aldı yakaladı. Onları gusa kıldık zerreler haline getirdik. Artık zalim kavim, Allah’ın rahmetinden uzak Suresi 42. Ayet İSumme enşe’nâ min ba’dihim kurûnen âharînâharîne. Anlamı Sonra onların arkasından başka nesiller Suresi 43. Ayet İMâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûnyeste’hırûne. Anlamı Hiçbir ümmet, ecelini süresini erkene alamaz ve tehir Suresi 44. Ayet İSumme erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîsehâdîse, fe bu’den li kavmin lâ yu’minûnyu’minûne. Anlamı Sonra Biz, resûllerimizi ardarda arası kesilmeksizin gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından helâk ettik. Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim Allah’ın rahmetinden uzak Suresi 45. Ayet Summe erselnâ mûsâ ve ehâhu hârûne bi âyâtinâ ve sultânin mubînmubînin. Anlamı Sonra Hz. Musa’yı ve kardeşi Hz. Harun’u, âyetlerimizle ve apaçık sultanla Tevrat’la Suresi 46. Ayet İİlâ fir’avne ve meleihî festekberû ve kânû kavmen âlînâlîne. Anlamı Hz. Musa’yı ve Hz. Harun’u, firavun ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar, kibirlendiler büyüklendiler. Ve âlîn mağrur, zorba bir kavim Suresi 47. Ayet Fe kâlû e nu’minu li beşereyni mislinâ ve kavmuhumâ lenâ âbidûnâbidûne. Anlamı Sonra dediler ki “Bizim gibi iki beşere Hz. Musa ve Hz. Harun’a, îmân mı edelim? Ve onların ikisinin Musa ve Harun kavmi, bize kul köle olmasına rağmen.”Müminun Suresi 48. Ayet Fe kezzebûhumâ fe kânû minel muhlekînmuhlekîne. Anlamı Böylece ikisini de yalanladılar. Ve helâk edilenlerden Suresi 49. Ayet Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe leallehum yehtedûnyehtedûne. Anlamı Ve andolsun, Hz. Musa’ya kitap verdik ki böylece onlar, hidayete Suresi 50. Ayet Ve cealnebne meryeme ve ummehû âyeten ve âveynâhumâ ilâ rabvetin zâti karârin ve maînmaînin. Anlamı Ve Hz. Meryem oğlunu Hz. İsa’yı ve onun annesini âyet mucize kıldık. Ve akan suyu olan ve barınmaya müsait yüksek bir tepeye, ikisini Suresi 51. Ayet Yâ eyyuher rusulu kulû minet tayyibâti va’melû sâlihâsâlihan, innî bimâ ta’melûne alîmalîmun. Anlamı Ey resûller! Tayyib temiz, helâl ni’metlerden yeyiniz. Ve salih nefsi tezkiye edici amel yapınız. Muhakkak ki Ben, yaptığınız şeyleri en iyi Suresi 52. Ayet Ve inne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fettekûnfettekûni. Anlamı Ve muhakkak ki bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ve Ben, sizin Rabbinizim. Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun Bana ulaşmayı dileyin.Müminun Suresi 53. Ayet Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâzuburan, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûnferihûne. Anlamı Fakat onlar, dînin emirlerini kendi aralarında kısımlara fırkalara ayırarak böldüler. Grupların hepsi, kendilerindeki kabul ettikleri ile Suresi 54. Ayet Fe zerhum fî gamratihim hattâ hînhînin. Anlamı Artık onları, kendi dalâletleri içinde belli bir süreye kadar Suresi 55. Ayet E yahsebûne ennemâ numidduhum bihî min mâlin ve benînbenîne. Anlamı Mal ve oğullarla onları desteklediğimizi mi sanıyorlar?Müminun Suresi 56. Ayet Nusâriu lehum fîl hayrâthayrâti bel lâ yeş’urûnyeş’urûne. Anlamı Onlara hayırları çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar farkında Suresi 57. Ayet İnnellezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikûnmuşfikûne. Anlamı Muhakkak ki onlar, Rab’lerinin haşyetinden Suresi 58. Ayet Vellezîne hum bi âyâti rabbihim yu’minûnyu’minûne. Ve onlar, Rab’lerinin âyetlerine îmân Suresi 59. Ayet Vellezîne hum bi rabbihim lâ yuşrikûnyuşrikûne. Ve onlar, Rab’lerine şirk Suresi 60. Ayet Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûnrâciûne. Anlamı Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab’lerine geri dönenler ulaşanlar olduğundan onların kalpleri Suresi 61. Ayet Ulâike yusâriûne fîl hayrâti ve hum lehâ sâbikûnsâbikûne. Anlamı İşte onlar hayırlarda yarışırlar. Ve onlar, onda hayırlarda öne Suresi 62. Ayet Ve lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve ledeynâ kitâbun yantıku bil hakkı ve hum lâ yuzlemûnyuzlemûne. Anlamı Ve hiç kimseyi gücünün kapasitesinin, yapabileceğinin dışında ötesinde mükellef sorumlu tutmayız. Nezdimizde, hakkı söyleyen bir kitap hayat filmi vardır. Ve onlar Suresi 63. Ayet Bel kulûbuhum fî gamratin min hâzâ ve lehum a’mâlun min dûni zâlike hum lehâ âmilûnâmilûne. Anlamı Hayır, onların kalpleri bundan dolayı gaflette dalâlettedir. Ve onların bundan başka yaptıkları amelleri de vardır. Onlar, onu Suresi 64. Ayet Hattâ izâ ehaznâ mutrafîhim bil âzâbi izâ hum yec’erûnyec’erûne. Anlamı Onların refahta olanlarını azapla aldığımız zaman o zaman onlar, yalvarıp bağırarak yardım Suresi 65. Ayet Lâ tec’erûl yevme innekum minnâ lâ tunsarûntunsarûne. Anlamı O gün yalvarıp bağırarak yardım istemeyin. Muhakkak ki Bizim tarafımızdan, size yardım Suresi 66. Ayet Kad kânet âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum alâ a’kâbikum tenkisûntenkisûne. Anlamı Âyetlerimiz size tilâvet edilmişti okunmuştu. O zaman siz, topuklarınız üzerinde geri dönüp Suresi 67. Ayet Mustekbirîne bihî sâmiran tehcurûntehcurûne. Anlamı Siz, ona âyetlerime kibirlenenlerdiniz. Gece toplanarak âyetlerim hakkında saçma sapan Suresi 68. Ayet E fe lem yeddebberûl kavle em câehum mâ lem ye’ti âbâehumul evvelînevvelîne. Anlamı Onlar hâlâ sözü düşünmediler mi mânâsına varmadılar mı, anlamadılar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş olan bir şey mi geldi?Müminun Suresi 69. Ayet Em lem ya’rifû resûlehum fe hum lehu munkirûnmunkirûne. Anlamı Yoksa onlar, resûllerini tanımadılar mı kabul etmediler mi? Bu durumda onlar, onu resûlü inkâr Suresi 70. Ayet Em yekûlûne bihî cinnehcinnetun, bel câehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı kârihûnkârihûne. Anlamı Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır o, onlara hak ile geldi. Ve onların çoğu hakkı kerih Suresi 71. Ayet Ve levittebeal hakku ehvâehum le fesedetis semâvâtu vel ardu ve men fî hinnhinne, bel eteynâhum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu’ridûnmu’ridûne. Anlamı Ve Hakk, onların hevalarına tâbî olsaydı semalar, yeryüzü ve onların içinde olanlar mutlaka fesada uğrardı. Hayır, onlara zikirlerini getirdik. Fakat onlar, zikirlerinden yüz Suresi 72. Ayet Em tes’eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur râzikînrâzikîne. Anlamı Yoksa onlardan harc ücret mi istiyorsun? Oysa Rabbinin harcı ücreti daha hayırlıdır. Ve O, rızıklandıranların en Suresi 73. Ayet Ve inneke le ted’ûhum ilâ sırâtın mustakîmmustakîmin. Anlamı Ve muhakkak ki; sen, mutlaka onları Sıratı Mustakîm’e davet Suresi 74. Ayet Ve innellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti anis sırâtı le nâkibûnnâkibûne. Anlamı Ve muhakkak ki ahirete Allah’a hayatta iken ulaşmaya inanmayanlar, mutlaka yoldan Sıratı Mustakîm’den sapanlar dalâlette olanlar Suresi 75. AyetVe lev rahımnâhum ve keşefnâ mâ bihim min durrin le leccû fî tugyânihim ya’mehûnya’mehûne. Anlamı Ve eğer onlara rahmet merhamet edip, onlara zarar sıkıntı, kıtlık veren şeyi giderseydik, mutlaka şaşkın bir halde azgınlıklarında devam Suresi 76. AyetVe lekad ehaznâhum bil azâbi fe mestekânû li rabbihim ve mâ yetedarreûnyetedarreûne. Anlamı Ve andolsun ki onları, azaba aldık azaba uğrattık. Fakat onlar, Rab’lerine boyun eğmediler ve yalvarıp dua Suresi 77. Ayet Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîdin izâ hum fîhi mublisûnmublisûne. Anlamı Nihayet onların üzerine şiddetli azap kapısını açınca, o zaman onlar ümitsizlik içinde ümitsizliğe düşenler Suresi 109. Ayet Ve huvellezî enşee lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idehef’idete, kalîlen mâ teşkurûnteşkurûne. Anlamı Ve sizin için işitme hassası, görme hassası ve fuad hassası idrak hassası inşa eden yaratan O’dur. Ne kadar az Suresi 78. Ayet Ve huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûntuhşerûne. Anlamı Ve sizi, arzda yeryüzünde yaratıp çoğaltan, yayan O’dur. Ve O’na haşrolunacaksınız döndürüleceksiniz.Müminun Suresi 80. Ayet Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu ve lehuhtilâful leyli ven nehârnehâri, e fe lâ ta’kılûnta’kılûne. Anlamı Ve hayat veren ve öldüren, O’dur. Ve gece ve gündüzün ihtilâfı karşılıklı dönüşümü, O’na aittir O’nun hükmüdür. Hâlâ akıl etmez misiniz?Müminun Suresi 81. Ayet Bel kâlû misle mâ kâlel evvelûnevvelûne. Anlamı Hayır, onlar, evvelkilerin söylediklerinin aynısını Suresi 82. Ayet Kâlû e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûnmeb’ûsûne. Anlamı “Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten, mutlaka biz beas mı edileceğiz yeniden mi diriltileceğiz?” Suresi 83. Ayet Lekad vuıdnâ nahnu ve âbâunâ hâzâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelînevvelîne. Anlamı Andolsun ki bu, bize vaadedildi ve daha önce de babalarımıza. Bu ancak evvelkilerin Suresi 84. Ayet Kul li menil ardu ve men fîhâ in kuntum ta’lemûnta’lemûne. Anlamı De ki “Arzın yeryüzünün ve onun içindekilerin kimin olduğunu eğer biliyorsanız söyleyin.”Müminun Suresi 85. Ayet Seyekûlûne lillâhlillâhi, kul e fe lâ tezekkerûntezekkerûne. Anlamı “Allah’ındır.” diyecekler. De ki “Hâlâ tezekkür etmeyecek misiniz akıl etmeyecek misiniz?”Müminun Suresi 86. Ayet Kul men rabbus semâvâtis seb’ı ve rabbul arşil azîmazîmi. Anlamı De ki “Yedi kat göklerin Rabbi ve arşil azîmin Rabbi kimdir?”Müminun Suresi 87. Ayet Seyekûlûne lillâhlillâhi, kul e fe lâ tettekûntettekûne. Anlamı “Allah’ındır.” diyecekler. De ki “Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız?”Müminun Suresi 88. Ayet Kul men bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve huve yucîru ve lâ yucâru aleyhi in kuntum ta’lemûnta’lemûne. Anlamı De ki “Şâyet biliyorsanız söyleyin herşeyin mülkü yönetimi, idaresi elinde olan ve koruyan himaye eden ve Kendisi korunmaya ihtiyacı olmayan kimdir?”Müminun Suresi 89. Ayet eyekûlûne lillâhlillâhi, kul fe ennâ tusharûntusharûne. Anlamı “Allah’ındır Allah’tır.” diyecekler. De ki “Öyleyse nasıl aldatılıyorsunuz?”Müminun Suresi 90. Ayet Bel eteynâhum bil hakkı ve innehum le kâzibûnkâzibûne. Anlamı Hayır, onlara hakkı getirdik. Ve muhakkak ki onlar, gerçekten tekzip edenlerdir yalanlayanlardır.Müminun Suresi 91. Ayet Mettehazallâhu min veledin ve mâ kâne meahu min ilâhin izen le zehebe kullu ilâhin bimâ halaka ve le alâ ba’duhum alâ ba’dba’dın, subhânallâhi ammâ yasıfûnyasıfûne. Anlamı Allah çocuk edinmemiştir. Ve O’nunla beraber başka bir ilâh hiç olmamıştır. Öyle olsaydı bütün ilâhlar mutlaka kendi yarattığını giderirdi yok ederdi. Ve mutlaka onların bir kısmı bir kısmına üstün olurdu. Allah, onların vasıflandırdıkları şeylerden Suresi 92. Ayet Âlimil gaybi veş şehâdeti fe teâlâ ammâ yuşrikûnyuşrikûne. Anlamı Allah, gaybı görünmeyeni ve görüneni bilendir. Ve onların şirk koştukları şeylerden çok Suresi 93. Ayet Kul rabbi immâ turiyennî mâ yûadûnyûadûne. Anlamı De ki “Rabbim, eğer vaadolunan şeyi bana gösterecek isen.”Müminun Suresi 94. Ayet Rabbi fe lâ tec’alnî fil kavmiz zâlimînzâlimîne. Anlamı Rabbim, öyleyse beni zalimler kavmi içinde Suresi 95. Ayet Ve innâ alâ en nuriyeke mâ neıduhum le kâdirûnkâdirûne. Anlamı Ve muhakkak ki Biz, onlara vaadettiğimiz şeyi sana göstermeye elbette kaadir Suresi 96. Ayet İdfa’ billetî hiye ahsenus seyyiehseyyiete, nahnu a’lemu bi mâ yasıfûnyasıfûne. Anlamı Seyyiati kötülüğü, en güzel olanla yok et. Biz, onların vasıflandırdıklarını en iyi Suresi 97. Ayet Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtînşeyâtîni. Anlamı Ve “Şeytanların kışkırtmalarından vesveselerinden sana sığınırım.” Suresi 98. Ayet Ve eûzu bike rabbi en yahdurûnyahdurûni. Anlamı Ve Rabbim, şeytanların benim yanımda bulunmalarından sana Suresi 99. Ayet Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûnrabbirciûni. Anlamı Onların birine ölüm geldiği zaman “Rabbim, beni geri döndür.” Suresi 100. Ayet Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûnyub’asûne. “Böylece geri gönderdiğin taktirde terkettiğim salih amelleri nefsi tezkiye edici ameli işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece boş bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah engel Suresi 101. Ayet Fe izâ nufiha fis sûri fe lâ ensâbe beynehum yevme izin ve lâ yetesâelûnyetesâelûne. Anlamı İzin günü sur’a üfürüldüğü zaman, artık onların aralarında bir neseb soy bağı yoktur. Ve birbirlerine hal hatır Suresi 102. Ayet Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûnmuflihûne. Anlamı O zaman kimin mizanı sevap tartıları ağır gelirse işte onlar, felâha Suresi 103. Ayet Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûnhâlidûne. Anlamı Ve kimin mizanı sevap tartıları hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak Suresi 104. Ayet Telfehu vucûhehumun nâru ve hum fîhâ kâlihûnkâlihûne. Anlamı Onların ızdıraptan ekşimiş olan yüzlerini ateş Suresi 105. Ayet E lem tekun âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum bihâ tukezzibûntukezzibûne. Anlamı Âyetlerim size okunurken; onları tekzip edenler yalanlayanlar, siz değil miydiniz?Müminun Suresi 106. Ayet Kâlû rabbenâ galebet aleynâ şıkvetunâ ve kunnâ kavmen dâllîndâllîne. Anlamı Dediler ki “Ey Rabbimiz! Şâkîliğimiz azgınlığımız, bize gâlip geldi ve biz, dalâlette olan bir kavim idik.”Müminun Suresi 107. Ayet İ Rabbenâ ahricnâ minhâ fe in udnâ fe innâ zâlimûnzâlimûne. Anlamı Rabbimiz, bizi oradan cehennemden çıkar. Bundan sonra dönersek; o zaman biz, mutlaka zalimler Suresi 108. Ayet İKâlahseû fîhâ ve lâ tukellimûntukellimûni. Anlamı Dedi ki “Orada cehennemde kalın ve bana bir şey söylemeyin!”Müminun Suresi 109. Ayet İnnehu kâne ferîkun min ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhımînrâhımîne. Anlamı Muhakkak ki kullarımdan bir grup şöyle der “Rabbimiz, biz âmenû olduk ölmeden önce Sana ulaşmayı diledik. Artık bize mağfiret et ve bize rahmet et Rahîm esma’n ile tecelli et. Ve Sen, Rahîm olanların en hayırlısısın.”Müminun Suresi 110. Ayet Fettehaztumûhum sıhriyyen hattâ ensevkum zikrî ve kuntum minhum tadhakûntadhakûne. Anlamı Böylece onları alay konusu edindiniz. Öyle ki bu, size Benim zikrimi unutturdu. Ve siz, onlara Suresi 111. Ayet İnnî cezeytuhumul yevme bimâ saberû ennehum humul fâizûnfâizûne. Anlamı Muhakkak ki Ben, onlar sabırlarından dolayı kurtuluşa erenler olduğundan, bugün onlara mükâfatlarını Suresi 112. Ayet Kâle kem lebistum fil ardı adede sinînsinîne. Anlamı Dedi ki “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?”Müminun Suresi 113. Ayet Kâlû lebisnâ yevmen ev ba’da yevmin fes’elil âddînâddîne. Anlamı “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. O zaman onu, sayanlara sor.” Suresi 114. Ayet Kâle in lebistum illâ kalîlen lev ennekum kuntum ta’lemûnta’lemûne. Anlamı Dedi ki “Ancak az bir zaman kaldınız. Siz bilmiş olsaydınız.”Müminun Suresi 115. Ayet E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûnturceûne. Anlamı Öyleyse Bizim, sizi abes olarak boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?Müminun Suresi 116. Ayet Fe teâlallâhul melikul hakkhakku, lâ ilâhe illâ hûhuve, rabbul arşil kerîmkerîmi. Anlamı İşte Hakk Melik olan Allah, çok yüce’dir. O’ndan başka İlâh yoktur. O, kerim arş’ın Suresi 117. Ayet Ve men yed’u maallâhi ilâhen âhare lâ burhâne lehu bihî fe innemâ hısâbuhu inde rabbihrabbihi, innehu lâ yuflihul kâfirûnkâfirûne. Anlamı Ve kim, bir burhanı delili olmamasına rağmen, Allah ile beraber başka bir ilâha taparsa, artık onun hesabı sadece Rabbinin katındadır. Muhakkak ki kâfirler, felâha kurtuluşa Suresi 118. Ayet Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur râhımînrâhımîne. Anlamı Ve de ki “Rabbim, mağfiret et günahlarımızı sevaba çevir ve rahmet et Rahîm esması ile tecelli et. Ve Sen, Rahîm olanların en hayırlısısın.”İlgili Diğer KonularNamaz SureleriFatiha SuresiFil SuresiKureyş SuresiMaun SuresiKevser SuresiKafirun SuresiNasr SuresiTebbet Suresiİhlas SuresiFelak SuresiNas SuresiAyetel KürsiNamazlardan Sonra Okunan Facebook’tan takip etmeyi unutmayın! Sure genel anlamda peygamber sav’in getirdiği tebliğe riayet etme ve gösterdiği yolda ilerleme konusunu ele almıştır. Peygamber aleyhisselam’a uymak ve onun sünnetini örnek alarak Allah-u Teala’ya kulluk yapmak surenin ana temasını oluşturmaktadır. Mü'minûn Suresi Türkçe, Arapça Okunuşu ve Anlamı Surenin ilk 11 ayetinde peygamberin a tebliğini kabul eden ve bunu özümseyen kişilerin genel karakteri anlatılmaktadır. Onların güzel ahlakı, Allah ve Rasulüne itaati ilk 11 ayetin temelini oluşturan konulardır. 12. ayetten 22. ayete kadar olan kısımda ise kainatın yaratılışına ve evrenin kusursuz bir şekilde işleyişine dikkat çekilmektedir. Ahirete iman etmeye çağrılan Müşriklere kainatın kusursuzluğu hatırlatılmaktadır. 23. ayetten 54. ayete olan kısımda ise Rasullerin hikayeleri anlatılmakta ve bu hikayelerden ders çıkarılması tavsiye edilmektedir. İtiraz ve şüphelerin her devirde aynı olduğu ve Mekke döneminde de aynı itirazların yapıldığı anlatılmak istenmektedir. Mu'minûn Duası Faziletleri ve Faydaları Tefsir ve Diyanet Meali Dinle Peygamberimizin mesajı ile önceki peygamberlerin mesajı aynıdır. Kelime-i Şehadet mesajın temelini oluşturmaktadır ve bütün rasulleri kapsamaktadır. Müşriklerin geçmiş kavimlerin yaptığı hatalardan ders çıkarması istenmektedir. 55. ve 67. ayeti kerimeler temel bir ilke oluşturmaktadır. Dünya hayatındaki başarı, mutluluk ve Allah katında ölçü değildir. Dünyada refah içinde yaşamak ve zengin olmak Allah’ın sevgili kulu olduğunu göstermez. Başkalarının felakete uğraması veya fakir olması da onların Allah’ın sevmediği kulları olduğunu göstermez. İslam’da üstünlük takvadır ve gerçek iman Allah katında ölçüdür. Mekkeli müşriklerin zengin olması, refah içerisinde olması ve iktidar sahibi olması onların Allah katında yüksek bir dereceye sahip olduğunu göstermez. Verilmek istenen asıl mesaj budur. 68. ve 77. ayeti kerimede ise peygamberimizin rasul olduğuna dair deliller yer almaktadır. Kıtlığın uyarı olduğu ve uyarıdan ders alınması gerektiği buyrulmaktadır. 78. ve 95. ayeti kerimelerde Müşriklere kainattaki ayetleri tahlil etmeleri tavsiye edilmektedir. 96. ve 97. ayette ise Mü’minlerin Müşriklerin tahriklerine uyarak yanlış yöntemle cevap vermeleri men edilmiştir. 98. ve 118. ayeti kerimelerde ise Müşriklerin ahirette hesap vereceği, Müslümanlara yaptıkları zulmün karşılığını alacakları konusunda uyarılmaktadır.

mü minun 97 98 okunuşu