🐿️ Kalem Suresi Son Iki Ayeti Dinle

Bilindiği gibi öğle namazından sonra Fetih Suresi son üç ayeti “Lekad sadakallâhu” ayetleri ile başlayan aşr-ı şerifi okunmaktadır. Öğle namazından sonra okunan “Lekad sadakallahü” ile başlayan aşır ise Fetih Sûresinin son üç âyetidir. Bununla birlikte Fetih Sûresi ni okumanın faziletini bildiren hadisler 1-) Nun (Ulûhiyet ilmi) ve Kalem’e (ilmi açığa çıkaran) ve satır satır yazdıklarına (ilmin gereğini tüm detaylarıyla Sünnetullâh olarak yaratana) kasem ederim ki 2-) Sen, Rabbinin nimeti olarak, bir cin (görünmeyen varlık türlerinden biri) hükmü altında olan değilsin! 3-) Muhakkak ki senin için ardı kesilmeyen bir 13Mar.2019 - Yatsı namazından sonra okunan Bakara Suresi'nin son iki ayeti olan Amenerrasulü Anlamı, Arapça ve Türkçe Okunuşu ve Faziletleri Ayeti Tevbe Suresi 129. Ayeti Kerimesi çok etkilidir. Her türlü hacet için okuyabilirsiniz. Cumartesi Sabahı okursanız etkisi daha da artacaktır. Okunacak Ayet-i Kerime: Hasbiyallahu, la ilahe illahu, aleyhi tevekkeltu, ve huve rabbul arşil azim. Okuma Zamanı: İbnüAtiyye de şöyle der: Nun`a "Behmût" diyenler, kalemi, yüce Allah`ın yaratıp olmuş olacak her şeyi yazmasını emrettiği kaleme yorumladılar. deki zamirin de, meleklerin yerini tuttuğunu söylediler. Ona "isimd ir" diyenler de, onu, "insanların ellerinde kullanılan ve bilinen kalem" şeklinde yorumladılar. 'Fatiha'', ''başlangıç'' anlamına gelmekle birlikte Kur'an-ı Kerim'in ilk suresidir, Mekke döneminde inmiştir ve 7 ayettir. Fatiha Suresi; Elham olarak da anılır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuran.diyanet.gov.tr internet adresinden alınan bilgiye göre ''Fâtiha’nın âyet sayısının yedi olduğu hususunda ittifak bulunmakla birlikte başındaki besmelenin sûreye dahil GetAmenerrasulü Ezberlemek Için MP3 Free Of Charge in Mp3 Media uploaded by Herkes için Dua ve Sureler. The amenerrasulü-ezberlemek-için have 0 and 2,148. Details of Amenerrasulü ezberleme 10 tekrar Bakara suresinin son iki ayeti Bakara Suresi 285 286 Herkes için MP3 check it out. wsLMv. TEFSİR Her ne kadar müşrikler Peygamberimiz cinlerle münâsebeti olan, onların tesirine girmiş bir “deli” gözüyle baksalar da, bu doğru değildir. O deli değil, Allah’ın kendisine lütfettiği risâlet ve nübüvvet nimeti sayesinde, en akıllı ve en faziletli bir insandır. Yaptığı iş de, işlerin en güzelidir. Bu sebepledir ki, onun dünyada ve âhirette mükâfatı hiçbir zaman kesilmeyecek; dünyada dâimâ Allah’ın yardımına ve lütfuna nâil olacak, âhirette de an be an güzelliği artan ebedî nimetlere erişecektir. Onun deli değil, seçkin bir peygamber olduğunun en büyük delili, sahip olduğu yüce ahlâkıdır. Çünkü Allah Resûlü dâimâ ahlâkın en güzeli ve amelin en mükemmeli zuhur etmekteydi. Ahlâkı ve davranışları bu şekilde olan birine delilik isnadında bulunmak doğru değildir. Zira delilerin ahlâkı kötü olur. Peygamber ahlâkı ise, son derece mükemmel bir seviyede olduğu için Allah onu “büyüklük” ile vasıflandırmıştır. Hakîm b. Efleh naklediyor Allah Resûlü ahlâkını mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye sordum. Bana “Sen hiç Kur’ân okumuyor musun?” dedi. “Okuyorum” deyince, “İşte, Peygamber ahlâkı Kur’an’dı” diye cevap verdi. Müslim, Müsafirîn 139 Kur’an’ın Resûl-i Ekrem ahlâkı olması iki şekilde izah edilebilir Birincisi; Kur’ân’da anlatılan bütün ahlâkı değerlerin hepsi onda vardı. O, Kur’an’ın sakındırdığı eksikliklerin hepsinden korunurdu. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” Hûd 11/112 emrinin tam mânasıyla doğruluk mihengi idi. Dolayısıyla onu anlamak, ancak Kur’ân’ı bütünüyle anlamaya bağlıdır. Kur’an’ı anlamak da ancak Resûlullah örnek hayatını ve ahlâkî yüceliğini en ince noktalarına kadar inceleyip anlamaya bağlıdır. İkincisi; onun ahlâkı Kur’an’ın ifadesiyle öyle büyük bir ahlâk idi ki, onu başka bir tarif ile anlatmak mümkün değildir. Gerçek böyle olduğuna göre, yakında kimin deli kimin akıllı olduğu ortaya çıkacaktır. Nitekim müşrikler, kısa bir süre sonra Bedir’de müslümanlardan beklemedikleri darbeyi yiyince cin çarpmışa dönmüşler ve neye uğradıklarını şaşırmışlardır. Kıyâmet gününde ise hak ve bâtıl açık bir şekilde belli olacak, herkes kimin ne olduğunu âşikâr bir şekilde görecektir. Bunların hiçbiri şart da değildir. Çünkü Allah Teâlâ, kimin kendi yolundan saptığını, kimin o yolda yürüdüğünü çok iyi bilmektedir. Onun bilgisinde en küçük bir hata veya yanılma payı yoktur. Eğer kimin doğru yoldan saptığını öğrenmek istiyorsanız şu âyetlere kulak verin Kaynak Ömer Çelik Tefsiri Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Mâ ente bini’meti rabbike bimecnûninSen, Rabbinin nimeti sayesinde deli değilsin. Sen, Rabbinin nimetiyle O’nun hidayet ve inayeti sayesinde bir mecnun cinnlenmiş ve şeytani çevrelerin güdümüne girmiş birisi değilsin. Rabbinin sana verdiği her türlü nimetler sayesinde şımarıp dengesini kaybeden bir çılgın ve deli vahyi, sana ihsan ettiği peygamberlik nimeti sayesinde senin kimliğin sıradan biri gibi gizli-meçhul kalmayacak; Sen deli de, cinlere mahkûm olmuş biri de nimetiyle sen bir mecnun Münzir`in İbnu Cureyc`den rivayet ettiğine göre müşriklerin Resulullah delilikle itham etmeleri üzerine bu ayeti kerime indirildi.... Devamı..Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun Ey Rasûlüm, ikram edildiğin Rabbinin peygamberlik nimeti ile bir mecnûn değilsin;Sen, Rabbinin sana verdiği nimetten dolayı cinlenmiş nimeti sayesinde sen bir deli değilsin.[665][665] Hz. Peygamberi motive eden bazı ifadeler hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, Tanrının nimeti sayesinde deli değilsin !Sen Rabbinin peygamberlik lütfettiği birisin. Onların iddia ettikleri gibi asla delirmiş birisi değilsin!1,2. Nûn. Kalem ve bütün yazdıkları ve rabbin ni’meti hakkı içün yemîn iderim. Yâ Muhammed! Sen mecnûn Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli cinlenmiş Nûn.[553] Ey Muhammed Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli harf ile ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna 2. Nûn. Kaleme ve kalem tutanların yazdıklarına andolsun ki Resûlüm, sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin. Nûn», bir görüşe göre hecâ harflerindendir, manasını ancak Allah bilir. Bunun manasını verme cihetine gidenler ise, daha çok hokka» kelimesi ile ma... Devamı..Sen Rabbinin nimetiyle delirmiş Rabbinin nimetiyle mecnun rabbının ni'meti ile, mecnun değilsinRabb'inin nimeti¹ ile sen mecnun² Rabb\inin sana verdiği akıl, zekâ, güzel ahlak vb. Nebilik görevi, vahiy. 2- Cinlenmiş, deli.Habîbim sen, Rabbinin ni'meti sayesinde, bir mecnun değilsin.Ey Habîbim! Rabbinin ni'meti sâyesinde, sen bir mecnun değilsin!Sen Rabbinin nimeti ile asla delirmiş birisi çalabının iyiliği yüzünden deli Rabbinin nimeti sayesinde divane olamazsın.Ey Peygamber! Sen, Rabbinin nimeti üzeresin ve asla deli Krş. Tûr, 52/29Ki sen, Rabbinin nimeti sayesinde asla cinlenmiş Muhammed! Rabb’inin sana vahyettiği bu Kur’an nîmeti şâhittir ki, sen asla bir deli değilsin! Sen, rabbinin nimeti sebebiyle mecnûn / cinlenmiş özeni sayesinde sen, deli değilsin. Senin elçiliğin de onlara okuduğun vahiyler de o kadar gerçektir. Seni Rabbin cinlerin kötülüğünden korur. İnkâr edenlerin iddia ettiği gibi cinlenen bir deli değilsin! Onların iddiaları hiçbir şey ifade etmez. Bilsinler ki onlara tebliğ ettiğin gerçekler onların gerçek bildiği kalemden, kalemle yazılanlardan daha gerçektir. Onlar senin Rabbin tarafından bilgiyle donatıldığını bilmiyorlar. Senin gibi Rabbinin adıyla, Rabbinin bakış açısıyla, Rabbinin bilgileriyle hayatı okumuyorlar. Hâlbuki Rabbin seni nimetlendirdi. Sana kendini ifade etmeyi öğretti. Sana yaratılışı okumayı öğretti! Rabbin seni aralarından seçerek elçilikle şereflendirdi. Senin onlara açıkladığın gerçeklere karşı sadece cinlendi diyebildiler. Başka hiçbir şeye güçleri yetmedi. Hala anlamıyorlar mı?Rabbinin nimeti sayesinde sen asla cinlenmiş değilsin.Ey Muhammed! Rabbinin nîmeti sayesinde sen, mecnun¹ Mecnun Cünûn sözlükte “örtünmek, gizlenmek; aklını kaybetmek” anlamına gelir. Bu durumdaki kişiye de “mecnun” deli denir. Kur’ân-ı Kerîm’de, peyg... Devamı..Sen bir deli değilsin, Rabbinin nimeti sayesinde! ³3 Bu, Muhammed s’in çağdaşlarından büyük kısmının onun tebligata başlamasına tepki olarak kullandıkları ve yıllarca onu aşağılamak için kullanmaya d... Devamı..Sen cinlerden ilham alan biri değil, aksine Rabbinin nimetini lütfettiği birisisin. 7/184, 34/46Rabbinin nimeti sayesinde, cin musallat olmuş biri[⁵²²⁹] olman söz konusu değildir.[⁵²³⁰][5229] Mecnûn ile bilinen anlamda bir “deliliği” değil, Cahiliyye tasavvurunda önemli bir yeri olan “cin tasallutunu” kastediyorlardı. [5230] Zemah... Devamı..Sen Rabbinin nîmeti sayesinde mecnûn lütfuyla, deli değilsin. Sen, Rabbinin ni'metiyle cinlenmiş deli nimeti sayesinde sen, cinlerin etkisinde değilsin.[*] SahibininSen Rabbinin nimeti sayesinde cinlenmiş nimeti sayesinde, sen bir mecnun sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde,degilisin çalabuñ ni'met i-y-ile ya'nį įmān daħı peyġamberlıķ Tañrıñ nimeti‐y‐ile delü ya Rəsulum! Rəbbinin ne’məti sayəsində divanə deyisən!Thou art not, for thy Lord's favour unto thee, a art not, by the Grace of thy Lord, mad or possessed.55945594 People usually call anyone mad whose standards are different from their own. And madness is believed by superstitious people to be due to demonia... Devamı.. Kalem suresini okuyabilir, dinleyebilir, türkçe mealine, arapça okunuşuna ve tevsirine ulaşabilirsiniz. Kalem suresi Türkçe ve Arapça okunuşu araştırılan konular arasında bulunuyor. Kalem suresinin anlamı yoğun ilgi görüyor. Mekke döneminde inen bu sure, adını birinci ayette geçen elkalem kelimesinden almıştır. Özellikle sınava girerken okunacak dualar arasında yer almasının ardından vatandaşlar araştırmalarını hızlandırdılar. Kalem suresinin anlamı, tefsiri ve Türkçe-Arapça SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞUNûn vel kalemi ve mâ yesturûnyesturûne. Mâ ente bi ni'meti rabbike bi mecnûnmecnûnin. Ve inne leke le ecran gayra memnûnmemnûnin. Ve inneke le alâ hulukın azîmazîmin. Fe se tubsıru ve yubsırûnyubsırûne. Bi eyyikumul meftûnmeftûnu. İnne rabbeke huve a'lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a'lemu bil muhtedînmuhtedîne. Fe lâ tutııl mukezzibînmukezzibîne. Veddû lev tudhinu fe yudhinûnyudhinûne. Ve lâ tutı' kulle hallâfin mehînmehînin. Hemmâzin meşşâin bi nemîmnemîmin. Mennâın lil hayri mu'tedin esîmesîmin.Utullin ba'de zâlike zenîmzenîmin. En kâne zâ mâlin ve benînbenîne. İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîrul evvelînevvelîne. Se nesimuhu alâl hurtûmhurtûmi. İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbel cenneti, iz aksemû le yasrimunnehâ musbihînmusbihîne. Ve lâ yestesnûnyestesnûne.Fe tâfe aleyhâ tâifun min rabbike ve hum nâimûnnâimûne. Fe asbahat kes sarîmsarîmi. Fe tenâdev musbihînmusbihîne. Enıg'dû alâ harsikum in kuntum sârımînsârımîne. Fentalekû ve hum yetehâfetûnyetehâfetûne. En lâ yedhulennehâl yevme aleykum miskînmiskînun. Ve gadev alâ hardin kâdirînkâdirîne. Fe lemmâ raevhâ kâlû innâ le dâllûndâllûne. Bel nahnu mahrûmûnmahrûmûne. Kâle evsatuhum e lem ekul lekum lev lâ tusebbihûntusebbihûne. Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimînzâlimîne. Fe akbele ba'duhum alâ ba'dın yetelâvemûnyetelâvemûne. Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâgîntâgîne. Asâ rabbunâ en yubdilenâ hayran minhâ innâ ilâ rabbinâ râgıbûnrâgıbûne. Kezâlikel azâbazâbu, ve le azâbul âhırati ekberekberu, lev kânû ya'lemûnya'lemûne. İnne lil muttakîne inde rabbihim cennâtin naîmnaîmi. E fe nec'alul muslimîne kel mucrimînmucrimîne. Mâ lekum, keyfe tahkumûntahkumûne. Em lekum kitâbun fîhi tedrusûntedrusûne. İnne lekum fîhi lemâ tehayyerûntehayyerûne. Em lekum eymânun aleynâ bâligatun ilâ yevmil kıyâmeti inne lekum le mâ tahkumûntahkumûne. Sel hum eyyuhum bi zâlike zeîmzeîmun. Em lehum şurakâu, felye'tû bi şurakâihim in kânû sâdikînsâdikîne. Yevme yukşefu an sâkın ve yud'avne ilâs sucûdi fe lâ yestetîûnyestetîûne. Hâşiaten ebsâruhum terhekuhum zilletun, ve kad kânû yud'avne ilâs sucûdi ve hum sâlimûnsâlimûne.Fe zernî ve men yukezzibu bi hâzâl hadîshadîsi, se nestedricuhum min haysu lâ ya'lemûnya'lemûne.Ve umlî lehum, inne keydî metînmetînun. Em tes'eluhum ecran fe hum min magramin muskalûnmuskalûne. Em inde humul gaybu fe hum yektubûnyektubûne. Fasbir li hukmi rabbike ve lâ tekun ke sâhıbil hûthûti, iz nâdâ ve huve mekzûmmekzûmun. Levlâ en tedârakehu ni'metun min rabbihî le nubize bil arâi ve huve mezmûmmezmûmun. Fectebâhu rabbuhu fe cealehu mines sâlihînsâlihîne. Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semiûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûnmecnûnun. Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemînâlemîneKALEM SURESİNİN KONUSUMuhammed aleyhisselâmın Allah tarafından gönderilmiş gerçek bir elçi olduğu, yüksek şahsiyeti ve Mekkeli müşriklerin onun getirdiği mesaj konusunda yaymaya çalıştıkları tereddütler, müşriklerdeki şahsiyet bozuklukları, nimete karşı nankörlüğün sonucunu açıklamak amacıyla anlatılan “bahçe sahipleri kıssası”, âhiretin sıkıntılı ve dehşetli halleri, Allah’ın müminler için hazırlamış olduğu ödüller ve kâfirlere vereceği cezalar, sûrenin başlıca konularıdır. Ayrıca Hz. Peygamber’e metânetli olması, Yûnus peygamberin yaptığı gibi sabırsızlık göstermemesi tavsiye SURESİ DİYANET MEALİRahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaNûn. Ey Muhammed Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. ﴾1-2﴿ Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır. ﴾3﴿ Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. ﴾4﴿ Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. ﴾5-6﴿ Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. ﴾7﴿ O halde yalanlayanlara boyun eğme. ﴾8﴿ İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar. ﴾9﴿ Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme. ﴾10-14﴿ Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der. ﴾15﴿Yakında biz onun burnunu damgalayacağız. ﴾16﴿ Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne belâ verdiğimiz gibi, onlara Mekkeli inkarcılara da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden fakirler gelmeden bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. ﴾17﴿ Bunu tasarlarken istisna da yapmıyorlardı. "İnşaallah" demiyorlardı. ﴾18﴿ Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet ateş bahçeyi sardı. ﴾19﴿ Böylece bahçe, anızı yakılmış toprağa döndü. ﴾20﴿ Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler. ﴾21-22﴿ Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular. ﴾23-24﴿ Yoksullara yardım etmeğe güçleri yettiği halde böyle söyleyerek erkenden yola çıktılar. ﴾25﴿ Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler. ﴾26﴿ Gerçeği anlayınca da, "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler. ﴾27﴿ Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi. ﴾28﴿ Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz yüceltiriz. Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler. ﴾29﴿ Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar. ﴾30﴿ Şöyle dediler "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!" ﴾31﴿ "Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız." ﴾32﴿ İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi! ﴾33﴿ Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. ﴾34﴿ Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız? ﴾35﴿ Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? ﴾36﴿ Yoksa size ait bir kitabınız var da bu batıl hükümleri ondan mı okuyorsunuz? ﴾37﴿ Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" diye mi yazılı? ﴾38﴿ Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız? ﴾39﴿ Sor onlara "Onların hangisi bu iddianın doğruluğuna kefildir?" ﴾40﴿ Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını! ﴾41﴿ bu meal diğer sayfada verilmiştir. ﴾42-43﴿Baldırların açılacağı işlerin zorlaşacağı ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü Kıyamet gününü düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlarve buna yanaşmıyorlardı. ﴾42-43﴿ Ey Muhammed! Bu sözü Kur'an'ı yalanlayanlarla beni başbaşa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız. ﴾44﴿ Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır. ﴾45﴿ Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir? ﴾46﴿ Yahut gayb levh-i mahfuz kendi yanlarında da onlar mı bundan aktarıp yazıyorlar? ﴾47﴿ Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi Yûnus gibi olma. Hani o, balığın karnında kederli bir halde Rabbine yakarmıştı. ﴾48﴿ Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı. ﴾49﴿ Fakat böyle olmadı. Rabbi onu peygamber olarak seçti ve salih kimselerden kıldı. ﴾50﴿ Şüphesiz inkar edenler Zikr'i Kur'-an'ı duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. Senin için, "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar. ﴾51﴿ Halbuki o Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür. ﴾52﴿KALEM SURESİ ARAPÇA OKUNUŞUKALEM SURESİ TEFSİRİSûrenin başında bulunan “nûn” harfi, “hurûf-ı mukattaa”dan olup bu tür harflerin ilk inenidir. Bakara sûresinin ilk âyetinde bunlar hakkında geniş bilgi verilmiştir Mekke müşrikleri şair, kâhin ve sihirbazların cinlerden bilgi ve ilham aldıklarına inanırlardı. Hz. Peygamber’in de onlar gibi cinlerin etkisi altına girdiğine ve söylediklerinin ona cinler tarafından telkin edildiğine inandıkları için ona şair, kâhin, sihirbaz ve mecnun diyorlardı krş. Hicr 15/6; Tûr 52/29-30; Müddessir 74/24 ve bu sûrenin 51. âyeti. Bu sebeple Allah Teâlâ kaleme ve kalem ehlinin yazdığı satırlara yemin ederek onun, iddia edildiği gibi mecnun olmadığını, aksine Allah’ın lutfuna yani peygamberlik gibi bir şerefe erdiğini ifade buyurdu Şevkânî, V, 308. Elmalılı buradaki bir anlam inceliğine dikkat çekerken özetle şunları söyler “Yazanların yazdıklarına” diye çevrilen cümledeki fiilin kalıbı, yazanların, gerçekte kalemler değil, akıl ve idrak sahibi varlıklar olduğunu gösterir. İfadenin akışı dikkate alındığında burada kalemden maksadın da bu nesnenin kendisi değil onun yazdıkları olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde kalem ve yazılardan, akıl ve anlamlar âlemini, bunlardan da onları beşer aklına yazan ilk kalemi, bundan da onun sahibi olan rabbü’l-âlemîni anlamak gerekir. Öte yandan bu fiilin, “yazmakta oldukları ve yazacakları” anlamlarını birlikte anlattığı da gözden kaçırılmamalıdır VIII, 5266-5267. “Kalemden maksat vahyi yazan kalem, yazdıklarından maksat Kur’an’dır” diyenler de olmuştur; ancak âyeti genel anlamda değerlendirmek daha doğru olur. Burada kalem ile simgelenen yazının, insanın düşünce, tecrübe ve kavrayışlarının kayıtlar aracılığıyla bireyden bireye, kuşaktan kuşağa ve bir kültür çevresinden diğerine aktarılmasında önemli bir etken; bilginin yazılıp korunmasında, ilim ve irfanın gelişmesinde, dolayısıyla toplumların aydınlanmasında vazgeçilmez bir araç olduğuna işaret vardır. Kur’ân-ı Kerîm’in ilk inen sûresine Alak “oku!” buyruğuyla başlandığı gibi ikinci inen bu sûrenin ilk âyetinde de Allah Teâlâ tarafından yazı aracı olan kaleme ve kalem ehlinin onunla yazdıkları üzerine yemin edilmiş olup bu durum, İslâm’ın okuma yazmaya, bilime ve yazılı kültüre verdiği önemi göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Hz. Peygamber’e verilen “bitip tükenmeyen ödül”, dünyada peygamberlik görevini yerine getirirken her türlü engellere karşı yanında bulduğu Allah’ın yardımı, âhirette ise Allah’ın ona lutfedeceği müstesna mükâfatlardır İbn Âşûr, XXIX, 62-63. 4. âyetteki “üstün ahlâk” ise Hz. Peygamber’in sahip olduğu Kur’an ahlâkıdır. Nitekim Hz. Âişe bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu belirtmiş Müslim, “Müsâfirîn”, 139; kendisi de güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini ifade buyurmuşlardır Muvatta’, “Hüsnü’lhuluk”, 8. Bu açıklamalar, Hz. Peygamber’in, müşriklerin iddia ettiği gibi mecnun değil, aksine Allah’ın lutfuna mazhar olmuş yüksek bir şahsiyete ve üstün bir ahlâka sahip, her yönüyle mükemmel, insanlık için örnek bir önder ve güvenilir bir rehber olduğunu gösterir. 5-6. âyetler ise Hz. Peygamber’e mecnun diyenlere karşı bir cevap ve uyarı içermektedir. Burada inkârcıların, hak ettikleri cezaya çarptırıldıkları zaman Hz. Peygamber’i mi yoksa kendilerini mi cin çarpmış olduğunu görecekleri sert bir üslûpla ifade edilmiştir. Nitekim Bedir Savaşı’nda müslümanlardan beklemedikleri darbeyi yiyince cin çarpmışa dönmüşler ve neye uğradıklarını bilememişlerdir. 7. âyet, önceki âyetlerin gerekçesini anlatmaktadır; buna göre inkârcılar hem dünyada hem de âhirette kendilerine fayda sağlayacak ve mutlu kılacak olan Allah’ın dininden ve O’nun yolundan saptıkları için asıl mecnun şahsında bütün müminlere hitap edilerek peygamberi yalancılıkla itham eden ve hakkı yalan sayanlara boyun eğmemeleri, onların iradelerine teslim olmamaları istenmektedir. Çünkü inkârcılar Hz. Peygamber’in ahlâkî prensipler ve mânevî değerler konusunda tâviz vermesini, bu anlamda uzlaşmacı davranmasını ve İslâm’ın kendilerine ters gelen, çıkarlarıyla çatışan yönlerinin bırakılmasını istiyor; buna karşılık kendilerinin de tâviz vereceklerini ve ona engel olmayacaklarını söylüyorlardı. Hatta bir müddet Hz. Peygamber’in kendi ilâhlarına tapmasını, bir müddet de kendilerinin Hz. Peygamber’in ilâhı olan bir Allah’a tapmalarını teklif etmişlerdi Şevkânî, V, 309. Allah Teâlâ onların bu tutum ve beklentilerine karşı Hz. Peygamber’in tâvizsiz davranmasını, gevşeklik göstermemesini istemektedir. Zira doğru yol O’nun yoludur ve hak ile bâtıl birbirine ileri gelenleri hakkında inen bu âyetler, onların genel karakterlerinin güzel bir özetidir. “Ne idüğü belirsiz” diye çevirdiğimiz 13. âyetteki zenîm kelimesine müfessirler “bir toplumdan olmadığı halde onlara yamanmış olan, babası bilinmeyen, kötülüğü ile tanınan, lüzumsuz kimse, faydasız şey” anlamlarını vermişlerdir bk. Râzî, XXX, 84-85. Zenîm kelimesinin burada özellikle günah işlemekten, haksızlık yapmaktan, zarar vermekten utanıp çekinmeyecek kadar tabiatı bozulmuş, insanlığını kaybetmiş, bu anlamda soysuzlaşmış kişiyi ifade ettiği söylenebilir. Bu âyetlerde Hz. Peygamber ve ona iman edenler uyarılarak anılan kötü niteliklerin tümünü veya bir kısmını taşıyan kimseye mal ve oğulları var diye yani zengin ve güçlü olduğu için boyun eğmemeleri istenmektedir. “Yakında onun alnına cehennemlik damgasını vuracağız” diye çevirdiğimiz 16. âyet mecazi bir anlatım olup, güç ve zenginliğinden dolayı şımararak Allah, peygamber ve kitap tanımayan kimseyi yüce Allah’ın zelil ve perişan edeceğini, kibir ve gururunu kıracağını ifade âyetlerdeki kıssada bir bahçe olayı örnek gösterilerek Allah’ın verdiği nimetlere şükretmeyen Mekke müşrikleri uyarılmaktadır. Rivayete göre geçmişte dindar bir adamın her türlü meyve, ekin ve hurma ağaçları bulunan bir bahçesi vardı. Hasat zamanı geldiğinde fakirleri çağırır, bahçenin ürünlerinden onlara ikramda bulunurdu. Adam ölünce oğulları, aile fertlerinin çokluğunu ileri sürerek yoksulların payını kesmeye ve bahçenin ürününü sabahleyin erkenden gizlice toplamaya karar vermişler, ancak gece gelen bir âfet ürünü imha etmişti bk. Râzî, XXX, 87. Yüce Allah, Kur’an’da birçok yerde, verdiği nimete şükredenlere daha fazla nimet vereceğini, nankörlük edenleri de cezalandıracağını haber vermiştir meselâ bk. Nisâ 4/147; İbrâhim 14/7; Lokmân 31/12. Nitekim Hz. Peygamber’i yalancılıkla itham edip getirdiği mesajı reddeden Mekke müşrikleri de peygamber aralarından ayrıldıktan sonra eski refahlarını, özellikle ticarî imkânlarını giderek kaybetmişler, sonunda müslümanlar karşısında varlıkları son bulmuştur. Müfessirlerin çoğunluğu 18. âyeti, “Bahçe sahipleri Allah izin verirse’ demeden ertesi gün yapacakları iş hakkında karar verdiler” şeklinde açıklamışlardır “Allah izin verirse” gibi bir kayıt koymaksızın’ diye çevirdiğimiz bölüm hakkında “yoksulların payını ayırmaksızın” şeklinde de bir yorum vardır Şevkânî, V, 312. Gelecekte bir işi yapmaya niyet ederken “inşaallah” diyerek işi Allah’ın iradesine bağlamak gerekir. Nitekim bu konuda yüce Allah Hz. Peygamber’i şöyle uyarmıştır “Allah izin verirse’ demeden hiçbir şey için Şu işi yarın yapacağım’ deme!” Kehf 18/23-24; “Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez” Lokmân 31/34. Zira bir şeyin meydana gelmesi için sadece insanın irade ve gücü yeterli değildir, Allah’ın da onu dilemesi gerekir28. âyette geçen “rabbin şanını yüceltmek”ten maksat 18. âyette bildirilen “Allah izin verirse” “istisna”, yani demek, işi Allah’ın iznine bağlamaktır. Bu uyarı, “Fakirler hakkındaki niyetleri ve takındıkları tavırdan dolayı Allah’tan af dilemeleri” şeklinde de açıklanmıştır bk. Şevkânî, V, 314. 28-32. âyetlerden anlaşıldığına göre bu kişiler içlerinden aklı başında birinin haklı uyarılarını dikkate almamışlar, fakat bahçelerinin mahvolduğunu görünce onun haklı olduğunu anlamışlar, nasihatine kulak vermişler ve yaptıklarına pişman olup tövbe etmişler; ancak iş işten geçmiş, bahçeleri âhirette müminlere büyük ödüller, nimetlerle dolu cennetler müjdeledikçe müşrikler dünyadaki sosyal konumlarına aldanarak böyle bir şey olduğu takdirde kendilerinin daha büyük nimetlere mazhar olmaları gerektiğini savunmuşlardı; âyetler onlara cevap vermektedir. Cevapların soru tarzında sıralanması onların tutumlarının hayret verici ve kabul edilemez olduğuna işaret etmektedir. 37-38. âyetlere göre âhiretteki mutluluk dünyadaki güç ve zenginliğe değil, iman ve iyi amele bağlıdır; bu mutluluğu kimlerin hak ettiğini de en iyi Allah bilir; çünkü hak etme şartlarını ve ölçülerini koyan yalnız O’dur. Bu husustaki rehber de O’nun çoğunluğuna göre buradaki “gün”den maksat, son derece şiddetli ve sıkıntılı olayların ortaya çıkacağı kıyamet günüdür. “İş ciddileşip paçalar sıvandığı...” diye çevirdiğimiz “yükşefü an sâkın” deyimi lafzan “incikten açılır” şeklinde tercüme edilmekte; bununla ciddi, önemli ve güç bir işe girişilmesi veya bütün hakikatlerin açıkça ortaya çıkması ya da bir olayın iyice yaklaşması kastedilmektedir Şevkânî, V, 316-317. Âyette bu deyim özellikle kıyamet gününü ve o günün sıkıntılarını ifade etmektedir. İnsanların o günün sıkıntısından kurtulmaları için mahşerde görevli melekler veya Allah’ın ilham ettiği kimseler onları Allah’a secde etmeye çağırırlar İbn Âşûr, XXIX, 99. Râzî’ye göre inkârcılar dünyada Allah’a secde etmedikleri için âhirette kınanmak ve azarlanmak maksadıyla secdeye çağrılacaklardır XXX, 96. Hadiste buyurulduğu üzere erkek kadın herkes Allah’a secde eder; dünyada gösteriş için secde etmiş olanlar da secde etmek isterler, fakat eğilemezler bk. Buhârî, “Tefsîr”, 68/2. Başka bir rivayette inkârcıların da secde etmek isteyecekleri fakat buna güçlerinin yetmeyeceği haber verilmiştir Şevkânî, V, 317. Onlar, gözlerine korku çökmüş, zillet içerisinde ve perişan bir halde bulunurlar. Halbuki dünyada yapabilecek durumda iken de secdeye çağrılmışlar, fakat secde etmemişlerdi. Bu sebeple âhirette secde etme güçleri ellerinden alınacaktır bk. Râzî, XXX, 96.“Bu söz” diye çevirdiğimiz “hadîs” kelimesi “ilâhî vahiy, Kur’an” veya “yeniden dirilmeyi ve âhiret hesabını bildiren ilâhî haber” şeklinde yorumlanabilir. 44. âyetteki “Bu sözü yalan sayanı bana bırak” cümlesi, vahiy ve âhireti inkâr edenleri cezalandırma yetkisinin yalnız Allah’a mahsus olduğunu ifade eder. “Biz onları, bilemeyecekleri bir şekilde yavaş yavaş azaba doğru çekeceğiz” diye çevirdiğimiz cümle ise kısaca şunu anlatıyor Allah verdikçe onlar şımarır; fakat O, imtihan sebebiyle vermeye devam eder. Bu durum İslâmî literatürde “istidrâc” terimiyle ifade edilmiştir bk. Arâf 7/182.45. âyette “plan” diye çevirdiğimiz keyd kelimesi, Allah için kullanıldığında, İslâmiyet ve müslümanlar aleyhinde çalışan inkârcıların planlarını boşa çıkaran Allah’ın adaletli ve hikmetli planını ifade eder. Yüce Allah kendi planı uyarınca, âyetlerini yalan sayanları hemen cezalandırmayıp onlara mühlet verdiğini, kendilerine bazı imkân ve fırsatlar tanıdığını, fakat onların bu fırsatı değerlendirmeyip derece derece kurtuluşu olmayan bir yıkıma doğru gittiklerini ifade buyurmaktadır bk. Arâf 7/182-183; ayrıca krş. Enâm 6/44.Peygamber, tebliğ faaliyetinin karşılığında ücret beklemez, muhataplar da maddî anlamda borç altında olmazlar, tebliğ de itaat de maddî kaygılarla ilgisi olmayan, tamamen dinî ve ahlâkî birer soru tarzında başka bir uyarı olup özellikle dinî konularda insanın bilgi kapasitesinin sınırlı olduğuna, Allah’tan başka hiç kimse gayb âlemi hakkında bilgi sahibi olmadığı için bu konularda ileri sürülen iddiaların da temelsiz olacağına, sonuç olarak din konularında Allah’ın peygamberi vasıtasıyla insanlara ulaştırdığı vahiy bilgisinin yegâne kaynak olarak benimsenmesi gerektiğine işaret edilmektedir.“Rabbinin hükmü”nden maksat Hz. Muhammed’e verilen peygamberlik ve dini tebliğ görevidir krş. Müddessir 74/1-7; ayrıca bk. İbn Âşûr, XXIX, 104 veya Allah’ın inkârcılara mühlet vererek onlara karşı Hz. Peygamber’e yardımını ertelemesidir Râzî, XXX, 98. “Balığın arkadaşı” ise Yûnus peygamberdir. Hz. Peygamber’e, Allah’ın verdiği görevi sabırla yerine getirmesi emredildikten sonra Yûnus’a atıf yapılmakta ve Resûlullah’a onun hatalı davranışını tekrar etmemesi telkin edilmektedir. Çünkü Yûnus, tebliğ ettiği dini halkın hemen kabul etmediğini görünce sabır ve azimle görevine devam edeceği yerde, halkına kızarak ülkeyi Ninevâ terketmiş, bir gemiye binip denize açılmış, yolda fırtına çıkmış, yolcuların bir kısmının denize atılmasına karar verilince çekilen kurada Yûnus’un şansına denize atılmak düşmüştü; fakat denizde bir balık balina tarafından tutularak boğulmaktan kurtulmuş, sahile bırakılmıştı. Böylece kendisine burada da Allah’ın rahmeti yetişti. Yûnus Allah’ın emriyle ülkesine dönüp peygamberlik görevini sürdürmeye, tevhid inancını yaymaya devam etti. Bir rivayete göre Hz. Yûnus kavmine, inanmadıkları takdirde bir azaba uğrayacaklarını bildirmiş, ancak onlar tövbe edip imana geldikleri için bu azap tahakkuk etmemiştir. Fakat onların imana geldiklerinden habersiz olan Yûnus, belirttiği azabın vaktinde gerçekleşmediğini görünce kendisinin alay konusu olacağını düşünerek kızgın bir halde kavminden ayrılıp gitmiştir bilgi için bk. Sâffât 37/139-148. Burada Yûnus peygamberin kıssasına değinilerek Hz. Muhammed uyarılmakta, Mekke müşriklerinin kendisine gösterdiği muhalefete kızıp da ümitsizliğe kapılmaması ve peygamberlik görevini sürdürmesi telkin Peygamber’den Kur’an’ı dinleyen müşriklerin gözleri bakışları etkili oklara benzetilerek ona karşı duydukları kin, nefret ve kıskançlık gibi menfi duyguları tasvir edilmektedir. Kur’an’ın edebî üstünlüğü karşısında hayranlık duygularını bastıramayan müşrikler, gerek dil gerekse içerik bakımından onda tenkit edebilecekleri herhangi bir kusur bulamayınca insanların Hz. Peygamber’e karşı gösterdikleri ilgi ve dikkati başka yönlere çevirmek için onun sözüne güvenilmez bir mecnun olduğunu propaganda etmeye başlamışlardır. Ancak yüce Allah Kur’an’ın üstün niteliklerini açıklayarak onların menfi propagandalarını etkisiz hale Hz. Peygamber’i gördüklerinde, ona karşı duydukları kıskançlık ve düşmanlık sebebiyle gözleriyle onu oklayıp öldüreceklermiş gibi bakarlardı. 51. âyet onların bu psikolojik durumunu tasvir etmektedir. Bu âyetin nazarla göz değmesi ilgili olduğu yolunda yaygın bir kanaat bulunmakla birlikte bu kanaat kesin bir bilgiye dayanmamaktadır. Nitekim Şevkânî’nin aktardığına göre V, 319 çok yönlü bir âlim olan İbn Kuteybe de âyette müşriklerin Resûlullah’a nazar değdirmelerinden söz edilmediğini, Resûlullah Kur’an okuduğunda inkârcıların ona kinle ve düşmanlık duygularıyla baktıklarının anlatıldığını ifade etmiştir. Buna göre nazar hakkında başka deliller varsa da bu âyetin onunla ilgisi SURESİ AYET SAYISI Kalem suresi 52 âyettir. Kalem suresinin içerisinde yer alan konular her Müslüman için oldukça önemlidir. Kalem suresinin ayetleri Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ispatı olarak görülüyor. Surede Allah’a inananlara verilecek ödüllerden bahsedilirken kafirlere verilecek cezalar hakkında da bilgiler veriliyor. Ayrıca Peygamber Efendimizin "bitip tükenmeyen ödül" ile mükafatlandırıldığı da yine bu surede açıklanmıştır. Okuyan her mümin için bol miktarda hayır getiren Kalem suresinin, dilimizden düşürmememiz gereken Kuran mucizelerinden bir tanesi olduğunu söyleyebiliriz. Sure hakkında önemli konulara değindiğimiz yazımızda Kalem suresi meali, Türkçe okunuşu ve Kalem suresinin fazileti başta olmak üzere pek çok konuda bilgi sahibi olabilirsiniz. Kalem Suresi Arapça Okunuşu Bismillahirrahmanirrahim Nun velkalemi ve ma yesturune. Ma ente binı'meti rabbike bimecnunin. Ve inne leke leecren ğayre memnunin. Ve inneke le'ala hulukın 'azıymin. Fesetubsıru ve yubsırune. Bieyyikumulmeftunu. İnne rabbeke huve a'lemu bimen dalle'an sebiylihi ve huve a'lemu bilmuhtediyne. Fela tutı'ılmukezzibiyne Veddu lev tudhinu feyudhinune. Ve la tutı' kulle hallafin mehiyni. Hemmazin meşşain binemiymin. Menna'ın lilhayri mu'tedin esiymin. 'utullin ba'de zalike zeniymen. En kane za malin ve beniyne. İza tutla 'aleyhi ayatuna kale esatıyrulevveliyne. Senesimuhu 'alelhurtumi. İnna belevnahum kema belevna ashabelcenneti iz aksemu leyasri munneha musbihıyne. Ve la yestesnune. Fetafe 'aleyha taifun min rabbike ve hum naimune. Feasbehat kessariymi. Fetenadev musbihıyne. Eniğdu 'ala harsikum in kuntum sarimiyne. Fentaleku ve hum yetehafetune. En la yedhulennehelyevme 'aleykum miskiynun. Ve ğadev 'ala hardin kadiriyne. Felemma reevha kalu inna ledallune. Bel nahnu mahrumune. Kale evsetuhum elem ekul lekum levha tusebbihune. Kalu subhane rabbina inna kunna zalimiyne. Feakbele ba'duhum 'ala ba'dın yetelavemune. Kalu ya veylena inna kunna tağıyne. 'asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina rağıbune. Kezalikel'azabu ve le'azabul'ahıreti ekberu lev kanu ya'lemune. İnne lilmuttekıyne 'ınde rabbihim cennatin ne'ıymi. Efenec'alulmuslimiyne kelmucrimiyne. Ma lekum keyfe tahkumune. Emlekum kitabun fiyhi tedrusune. İnne lekum fiyhu lema tehayyerune. Em lekum eymanun 'aleyna baliğatun ila yevmilkıyameti inne lekum lema tahkumune. Selhum eyyuhum bizalike ze'ıymun. Emlehum şureka'u felye'tu bişurekaihim in kanu sadikıyne. Yevme yukşefu 'an sakın ve yud'avne ilessucudi fela yestetıy'une. Haşi'aten ebsaruhum terhekuhum zillefun ve kad kanu yud'avne ilessucudi ve lum salimune. Fezerniy ve men yukezzibu bihazelhadiysi senestedricuhum min haysu la ya'lemune. Ve umliy lehum inne keydiy metiynun. Em tes'eluhum ecren fehum min mağremin muskalune. Em 'ındehumulğaybu fehum yektubune. Fasbir lihukmi rabbike ve la tekun kesahıbilhuti iz nada ve huve mekzumun. Levla en tedarekehu nı'metun min rabbihi lenubize bil'arai ve huve mezmumun. Fectebahu rabbuhu fece'alehu minessalihıyne. Ve in yekadulleziyne keferu leyuzlikuneke biebsarihim lemma semi'uzzikre ve yekulune innehu lemecnunun. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne. Kalem Suresi Anlamı Kalem suresi İslam dinine ve Peygamber Efendimize dair pek çok konuda bilgi sahibi olmamızı sağlayan surelerden bir tanesidir. Ayrıca Kalem suresi fazileti oldukça fazla olan, çok faydalı bir suredir. Bu faziletlerden nasiplenebilmek adına duayı anlayarak okuyabilmek oldukça önemlidir. Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla 1 - Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun. 2 - Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin. 3 - Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var. 4 - Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin. 5 - Sen de göreceksin, onlar da görecek. 6 - Hanginizde imiş o fitne ve cinnet. 7 - Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur. 8 - O halde, yalanlayıcılara itaat etme. 9 - Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar. 10 - Şunların hiçbirine boyun eğme Yemin edip duran aşağılık, 11 - Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren, 12 - Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr, 13 - Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı, 14 - Mal ve oğulları var diye böyle davranır. 15 - Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Eskilerin masalları" der. 16 - Yakında biz onu hortumunun burnunun üzerinden damgalayacağız. 17 - Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi. 18 - İstisna da etmiyorlardı "inşaallah" demiyorlardı. 19 - Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da, 20 - Bahçe simsiyah kesiliverdi. 21 - Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler 22 - "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye. 23 - Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı. 24 - "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı. 25 - Zanlarınca yoksulları engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler. 26 - Fakat bahçeyi gördüklerinde "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler . 27 - "Yok, biz mahrum edilmişiz." dediler. 28 - İçlerinde en makul olanı şöyle dedi "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?" 29 - "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." dediler. 30 - Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar. 31 - Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız. 32 - Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız. 33 - İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi. 34 - Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır. 35 - Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç? 36 - Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz? 37 - Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz? 38 - O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı? 39 - Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var? 40 - Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi? 41 - Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler. 42 - O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler. 43 - Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı. 44 - Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız. 45 - Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır. 46 - Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar? 47 - Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar? 48 - Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti. 49 - Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı. 50 - Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı. 51 - O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar. 52 - Halbuki o âlemler için bir öğüttür. Kalem Suresi Faydaları Kuranı Kerim’in her suresi bir mucize, her bir sayfası bir bilgi ışığıdır. O surelerden en önemlileri arasında yer alan Kalem suresi de bize rehberlik eden, anlamıyla bizi huzura sevk eden, faydaları saymakla bitmeyen önemli bir suredir. Şimdi dilerseniz Kalem suresinin faydalarının bazılarına birlikte bir göz atalım Kalem suresi okumak kişinin ahlakını güzelleştirir ve kişi Allah’ın sevdiği kullar arasına girer. İstediğimiz bir şeyin gerçekleşmesi ya da bir dileğimizin kabul olabilmesi için Kalem suresini okuyabiliriz. Kalem suresi son iki ayeti, Kalem suresi nazar ayeti olarak bilinir. Surenin 51. ve 52. ayetleri nazardan korunmak için rahatlıkla okunabilir. Her gün Kalem suresi okumak kötülük ve belalardan korunmak için bir kalkan görevi görebilir. İslam alimleri vücutta çıkan yaraların iyileşmesi için Kalem suresinin okunmasını önerirler. Kalem suresi zihin açıklığı sağlayan bir dua olma özelliğini taşıyor. Bu özelliği nedeniyle zihin açıklığı duası, sınav duası ve başarı duası olarak da bilinir. Sınav stresinin azaltılması ve rahat bir sınav geçirilmesi için Kalem suresi okunması tavsiye edilir. Kalem Suresi Hakkında İlginç Detaylar Bir rivayete göre Allah'ın yeryüzünde ilk yarattığı eşyanın kalem olduğu belirtilmiştir. Allah kaleme yaz diye emreder. Kalem dile gelip "Ya Rabbi ne yazayım?" der. Allah-u Teala kaleme "Kıyamete kadar olacakları yaz." diye buyurur. Kalem suresi, Peygamber Efendimize yapılan “mecnun”, “cinli” gibi mesnetsiz yakıştırmalara sert bir cevap olarak gönderilmiştir. Bu söylenenlerin gerçek olmadığı ve O'nun yüce bir ahlaka sahip olduğu da Kalem suresinde belirtilmiştir. Ayrıca surede Peygamber Efendimize, kafirlere boyun eğmemesi ve onlara aldırış etmemesi yönünde pek çok nasihat verilmiştir. Kalem Hangi Surede Yer Alır? Kalem suresi Kuranı Kerim sıralamasına göre 68. suredir. Sure aynı zamanda iniş sırasına göre 2. sure olma özelliğini de taşımaktadır. Kalem Suresi Hangi Cüzde Yer Alır? Adını birinci ayette geçen “elkalem” ifadesinden alan Kalem suresi, Kuranı Kerim’in 563. ve 565. sayfaları arasında bulunuyor. Kalem suresi aynı zamanda 29. cüzde yer alıyor. Kalem Suresi Nerede İndirilmiştir? Peygamber Efendimizi hayata hazırlayan ayetleri içinde barındıran Kalem suresi, Alak suresinin ardından Mekke’de indirilmiştir. Kalem Suresi Kaç Ayet? Kalem suresi, her biri birbirinden değerli ve çok faydalı anlamlar barındıran 52 ayet-i kerimeden oluşuyor. *Kalem Suresi Ne İçin Okunur?** Kalem suresi öğrencilerin sınavlarını rahat geçirmeleri için okunan bir duadır. Ayrıca nazara karşı korunmak isteyen kişiler tarafından da okunur. Kötülüklerden korunmak ve vücudumuzda çıkan yaraların iyileşmesi için de Kalem suresi okunabilir. Kalem Suresi Ne Zaman Okunur? Kalem suresi genelde sınav öncesinde öğrenciler ve aileleri tarafından okunan bir duadır. Yani Kalem suresinin “sınavdan önce okunması gereken dua” olduğunu söyleyebiliriz. Kalem suresi dilek ve isteklerimizin de kabul olmasını sağlayan çok kıymetli bir duadır. Birçok fazilete sahip olan Kalem suresini amaçlarınız doğrultusunda istediğiniz zaman, günün her anında okuyabilirsiniz. Kalem Suresi Yerine Ne Okunabilir? Kuran’da bulunan sureler hemen her derdimize derman olabiliyor. Kalem suresi de Kuranı Kerim’in en faziletli surelerinden bir tanesi olma özelliğini taşıyor. Tıpkı Kalem suresi gibi aynı faydaları sağlayabilecek başka dualar da bulunuyor. Bizler için pek çok faydası bulunan Kalem suresinin yerine okunabilecek duaları şöyle sıralayabiliriz İstek ve dileklerinizin kabul olması için Dilek duasını okuyabilirsiniz. İsra suresi ve Taha suresi sınavda okunacak dualar arasında yer alır. Nazara karşı ise Nazar duasını okumanız tavsiye edilir. Kalem Suresi Sınav İçin Kaç Defa Okunur? Kalem suresi “kaleme okunacak dua” olarak da bilinir. Kalem suresi öğrencinin kalemine 1 veya 3 defa okunur. Bazı İslam alimleri okumanın 7 defa yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. Kalem suresi okunarak öğrencinin zihninin açılması ve böylece sınavının daha rahat geçmesi sağlanabilir. Ayrıca ezber yapmakta sorun yaşayanlar için Kalem suresinin ilk 5 ayetinin okunması tavsiye edilir. Sınavlardan önce bu ayetlerin okunması daha başarılı bir sınav geçirilmesini sağlayabilir. Kalem Suresi Abdestsiz Okunur Mu? Rehberimiz Kuranı Kerim bizlere yol göstermenin dışında maddi manevi tüm dertlerimize ilaç olabilecek surelerden oluşuyor. Bu sureleri ezberimizden dilediğimiz her an abdestsiz bir şekilde okuyabiliriz. Kalem suresini ezberden okuyacaksanız bunun için abdest alma şartı bulunmuyor. Ancak Kalem suresini Kuran’dan okuyacaksanız abdest almanızı öneririz. Çünkü alimler Kuranı Kerim’e abdestsiz bir şekilde dokunulmaması gerektiğini belirtirler. Abdest aldıktan sonra Kuran’dan okunan Kalem suresinin hem faziletleri artar hem de okuyan kişi daha fazla sevap kazanır. Kalem Suresi Nasıl Ezberlenir? Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki Kalem suresini ezberlemek için acele etmemeniz ve sabırlı olmanız gerekiyor. 52 ayetten oluşan Kalem suresini ezberlemek için şu yöntemleri uygulayabilirsiniz Ezberlemeye başlamadan önce Kalem suresinin tamamını anlayabileceğimiz şekilde okumalıyız. Bütünlüğü kavrayabilmek surenin daha rahat ezberlenmesini sağlayacaktır. Kalem suresinin ayetlerini sırayla ezberlemenizi tavsiye ederiz. Ezberlediğiniz ayetleri en az 3 defa tekrar ederek zihninizdeki yerini sağlamlaştırabilirsiniz. Önceden ezberlediğiniz ayetleri tekrar ettikten sonra yeni ayeti ezberlemeye devam edebilirsiniz. Bu şekilde olası unutmaların önüne geçmiş olursunuz. Fırsat bulduğunuz her an öğrendiğiniz Kalem suresi ayetlerini tekrar etmeniz de duayı daha rahat ezberlemenizi sağlar. Kalem suresini yazarak ve dinleyerek de ezberleyebilirsiniz.

kalem suresi son iki ayeti dinle