🐰 Araştırma Görevlisi Ile Öğretim Görevlisi Arasındaki Fark
mayazorlamaktadır. Araştırma, öğretim üyeleri için akademik yükselme koşulu olarak öne çık-maktadır. Fakültelerde öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı kadar bir eğitim kurumunda tam zamanlı çalışan öğretim üyesinin sayısı da çok belirleyicidir. Yine özellikle vurgulanmalıdır ki tam
Birazbaşa dönmek gibi olacak ama, madem pazarlama danışmanıyız, satış ile pazarlama arasındaki farkı tekrar tekrar anlatmak ve yazmak bize düşer. Umarım bu makalem satış ve pazarlamayı birbirine karıştıranlar için ilaç olur. (Sanırım buna benzer bir makaleyi 5 yıl sonra tekrar yazarım) Önce satışı irdeleyelim.
Doktor öğretim görevlisi. Yükseköğretim kurumlarında açık bulunan "doktor öğretim görevlisi" kadroları, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca ilan edilecek. İlan edilen bu kadrolara en çok 4 yıl süre ile atama yapılacak. Her atama süresi sonunda görev kendiliğinden sona erecek. Bunlar, yeniden atanabilecek.
1 Program Hakkında: Uygulamalı Matematik ve Hesaplamalı Bilimler (UMHB); matematik, bilgisayar bilimleri, doğa bilimleri ve mühendisliği bir araya getiren ve hızla gelişim gösteren disiplinler arası bir araştırma alanıdır. Günümüzde bilim ve mühendislikte karşılaşılan problemler bilgisayarların verimli kullanılmasıyla
tırmagörevlisi ve öğretim üyelerinden yüksek olarak tespit edildi (p= larda saptandı. Araştırma görevlilerinin bilgi düzeyi öğrencilerden düşük fakat öğretim üyelerinden yüksek olarak saptandı (p=0.033). Öğretim üyeleri arasındaki bilgi düzeyi farkı değerlendirildi-ğinde profesör, doçent ve yardımcı doçentler
Başvuracakadayların Üniversitemizin web sayfasında yayınlanan “Gümüşhane Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Yükseltilme, Atanma ve Yeniden Atanma Kriterleri Yönergesi”nde belirtilen kriterleri taşımaları gerekmekte.. Ayrıca adayların fakültelerin veya 4 yıllık yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olmaları (Yurt dışından alınan diplomaların denkliğinin
BahçeşehirÜniversitesi Rektörlüğü'nden yapılan açıklamada Öğretim Üyesi alınacağı duyuruldu. 08 Temmuz 2022 Cuma 12:03. Üniversitemizin aşağıda belirtilen birimlerine 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ilgili maddeleri "Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği", "Yükseköğretim Kurumlarında
huNL. 13 Kasım 2017 1111 Öğretim üyesi, öğretim görevlisi, öğretim elemanı farkları? Merhaba. Ben Ege bölgesinde bi üniversite Yapı İşlerinde Elektrik Elektronik Mühendisiyim. Yüksek lisansa başlamıştım. Kurumdan istifa etmek isterken, amirlerim "kurumda mutlu değilsen Teknik Yüksek Okulunda hocalığa gönderelim yeterli puanların varsa, yetişmiş elemanımızın gitmesini istemeyiz. Gerekli durumlarda Yapı Tekniğe de yardımcı olursun" derken, sadece daire başkanım. Rektörlükle iletişimim yok. YDS 80 ve ALES 77...Benim kafam karıştı, Teknik Bilimler Yüksekokulları gibi 2 yıllıklarda kimler ders veriyor?Öğretim elemanı, üyesi ve görevlisi farkları neler?Yükselme şansı olmuyormuş bi tanesinde? Bu hangisi? Nasıl yükselme imkanı olmuyor mesela? Teziim bu dönem bitecek ve şehrime en yakın üniversite olam 9 Eylülde doktoraya başlayacağım. İzin mi vermezler sonradan? Lütfen düşüncelerinizi yazınız..
her iki grupta üniversitelerde eğitimin temel taşları olduğundan ayrıt edilmesi sadece maaş bodrosunda belli olan üyesi akademik kariyeri olan, ünvanı olan kişidir. araştırma görevliliği ile başlar, proflukla sona erer. birinci dereceden memur olarak emekli olurlar. ilk görevleri bilimsel çalışma yapmaktır. öğretim görevlisi, doktora yapabilir lakin akademik kariyer yapamaz. ünvan alamaz. eğer öğretim üyeliği kadrosuna geçmezse ölene kadar öğretim görevlisi olarak kalır. genellikle öğretim üyeleri üzerindeki birikmmiş ders yükünü azaltmak için, eğitimin birinci ikinci sınıflarındaki mecburi temel dersleri vermek üzere kadroya alınırlar. bu hassas konunun karıştırılması özellikle belli bir yaşın üzerindeki hocaların beş boğa gücüne kavuşturur... işin ilginci bir çok yerde ısrarla karıştırılır bu husus... örneğin ethem özgüven' in birçok sesi bize yansıttığı sergisinin tanıtımında kendisinden öğretim üyesi diye bahsedilmesi... birisine bu gorevi zorla kaskallami$lardir, digeri kendi istegi ile olmu$tur. öğretim görevlisinin ders vermekten başka hiç bir yükümlülüğü yoktur. bir akademik çalışma falan da yapmayabilir. gerçi bu öğretim üyeleri için de mümkündür ama akademik çalışma yapmayan bir öğretim görevlisine genelde niye yapmadın diye sorulmaz, öğretim üyesinin yapmaması ise ayıplanır. doktorasını bitirmeyen hiçkimse öğretim üyesi olamayacağı için, akademisyenler araştırma veya öğretim görevlisi olarak mesleğe başlarlar ve çoğu üniversitede doktoralarını tamamladıktan sonra hemen öğretim üyesi kadrosuna geçirilirler; çoğunlukla bir zaman meselesidir. ogretim gorevlisi, universitenin kendi kaynaklarindan karsilayamadigi ya da uzmanlik gerektiren alanlarda sektorden akademiye kattigi, ders vermekle yukumlu bunyelere verilen isimdir. master, doktora sureclerini yasamazlarsa zorunlu degildir ogretim gorevlisi olarak olur ya da emekli olurlar... her ikisi de genel olarak öğretim elemanı olarak isimlendirilir. öğretim üyeleri akademik hayatlarına araştırma görevlisi olarak başlarlar, belirli bir süre içinde genelde 8 yıl master-doktora eğitimlerini tamamlayamazlarsa kadroya geçemezler. tamamladıkları takdirde yardımcı doçent olur ve öğretim üyesi statüsü kazanırlar. rektörlük seçimlerinde oy hakları olur. akademik çalışmaya devam zorunluluğu bundan sonrasında pek de bir yoktur. devam ederlerse doçent ve profesör olup mevzuyu görevlileri doğrudan öğretim görevlisi kadrosuna girerek işe başlar. hiç bir akademik çalışma zorunlulukları yoktur. zorunlu ders yükleri yardımcı doçentlerle aynıdır. rektör seçiminde oy hakları yoktur. ekstradan herhangi bir görev almak zorunda değildirler. başka üniversitelerdeki jüri vb. gibi angarya görevlerden muhaftırlar. arzu ederlerse akademik çalışma yaparlar ve bulundukları üniversite bu çalışmalar sırasında onlara ihtiyaç duydukları tüm özgürlükleri sağlamakla yükümlüdür, master ve doktora yapmayı tercih ettikleri takdirde kadro bulunursa öğretim üyesi statüsüne geçebilirler. okutman ve öğretim görevlisi statüsü zannedildiğinin aksine tamamen aynıdır. tek farkı öğretim üyeleri dekanlıklara bağlı iken, okutmanların doğrudan rektörlüklere bağlı olmasıdır. rektörlüklerin öğretim görevlisi kadrosu bulunmaz. öğretim üyesi doktora sonrasında akademik ünvan * ünvanı taşıyabileceği gibi, lisans eğitimi sonrası hiçbir akademik çalışma yapmasına gerek olmadan da, sırf bir konunun uzmanı kabul edildiği için üniversitede öğretim elemanı olarak çalışabilir. işte üniversitede kadrolu olmayıp ders verme yetkisini haiz kişilere öğretim üyesi denmektedir... pek çok kişinin bilmediği, öğrenmediği ve bu yüzden de iki kavramı değişmeli olarak aynı kişiler için kullanmalarına sebep olan farklardır. kimse de nedense bu farkı anlatmaya pek yeltenmez. hayır kalkıp koskoca profesöre öğretim görevlisi diyorlar komik duruma düşüyorlar. öğretim görevlisi genellikle meslek yüksek okullarında bulunan, ihtiyaç halinde fakültelerde görevli olan üniversite hocalarıdır. doktora yapmaları veya dil puanını aşmaları gibi akademik beklentiler beklenmez. tamamıyla ders yükünün tamamlanmasının amaçlanarak üniversitede görevlendirilirler. öğretim üyelleri ise doç. dr. ve gibi unvanlara sahip kimselere verilen unvanlardır. televizyonlarda profesörler için öğretim görevlisi tanımlaması tamamen cahilce bir yaklaşımdır. zira öğretim üyesi akademik çalışmalarla görevlidirler. lakin ülkemizde çoğu öğretim üyesi kendini meb'deki öğretmen gibi görerek davranırlar ve akademik çalışmalarda nadiren bulunurlar. ancak bunda akademik personelin içinde bulunduğu maaş adaletsizliği ön plandadır. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
Doç. Dr. Murat Batı* YÖK, vakıf üniversiteleri ile devlet üniversiteleri öğretim elemanları arasındaki maaş farkını ortadan kaldırmak için bir düzenleme yaptı. Ancak vakıf üniversiteleri bu düzenlemeyi uygularken bazı sıkıntılar doğdu. “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 17 Nisan 2020’de Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girdi. Söz konusu Kanun’un 11’inci maddesinde yer alan “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemez” hükmü ile 17 Nisan 2020 itibariyle vakıf yükseköğretim öğretim elemanlarına verilen maaşların devlet üniversitesinin aynı unvanda görevli öğretim elemanlarının aldıkları ücretten az olmaması gerektiği amaçlanmıştır. Ancak maalesef uygulamada bu böyle olmamıştır. YÖK kararı ile sorun aşılmaya çalışıldı mı? Kanun ile ücretlerin eşitlenmesi hedeflendi. Ancak düzenlemede yer alan “eşitlenecek ücret” kavramının net ücret mi yoksa brüt ücret mi olduğu belirsiz. Bu hükümdeki “ücret” sözcüğünün anlamındaki muğlaklığı gidermek üzere YÖK, 5 Haziran 2020 oturum tarihli sayılı kararında “devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin net veya brüt ücret miktarından birisini esas alabileceklerine, karar verildi” denilerek durum vakıf üniversitelerinin lehine yorumlamıştır. YÖK’ün yaptığı bu işlem ilk bakışta kanun metninin, özellikle “ücret” ibaresinin idare tarafından yapılan bir işlemle somutlaştırılması olarak düşünülebilir. Ancak “brüt ücret” ibaresinin uygulamadaki karşılığı ele alındığında bunun somutlaştırılmasından ziyade kanun koyucunun iradesinin ötesinde bir kanuna aykırılık olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki “ücret” kelimesindeki muğlaklığı gidermek için mezkûr kanunun tarihi yorumuna, yani kanun metninin hazırlık aşaması, gerekçesi ve komisyon raporlarına başvurduğumuzda durum daha da netleşmektedir. Kanunun gerekçesinde düzenlemenin getiriliş sebebi “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarının mali haklarının devlet yükseköğretim kurumlarında çalışan emsalleri ile eşitlenmesi” olarak öngörülmüştür. İşte bu noktada söyleyebiliriz ki emsal ücret olarak brüt ücretin de baz alınabilecek olması mali hakların eşitlenmesini beraberinde getirmemektedir. Bu durum, kanun gerekçesinin tamamen görmezden gelinmesi anlamındadır. Kanun gerekçesinde yer alan “mali hakları eşitlemek” ne demek? Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un gerekçesinin 11’inci maddesinde “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarının MALİ HAKLARININ devlet yükseköğretim kurumlarında çalışan emsalleri ile eşitlenmesi öngörülmüştür” hükmü yer almaktadır. Gerekçedeki “mali haklar” ibaresi oldukça açıktır. Şöyle ki; devlet üniversitesinde görevli bir öğretim elemanı ile vakıf üniversitesinde görevli bir öğretim elemanının ücretleri aynı mali hakları kapsamamaktadır. Mali hak ibaresi 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 12, 14, ek madde 1, ek madde 2, ek madde 3 ve ek madde 4 gibi bir kısım maddeleri içermektedir. Söz konusu maddeler özetle YÖK tazminatı, üniversite ödeneği, eğitim/öğretim ödeneği gibi ödemeleri kapsamaktadır. Ve bu maddelerde yazan ortak ifade ise “damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.” şeklindedir. Yani devlet üniversitesinde çalışan bir öğretim elemanına verilen ücretin bu ödeneklere isabet eden kısmı vergiye tabi tutulmamaktadır. Örneğin devlet üniversitesinde çalışan bir Dr. öğretim üyesinin Ocak 2020 maaşına ilişkin brüt ücreti 10 bin TL kadardır. Gerekli SGK vs kesintiler düşüldükten sonra kalan tutar yani matrah üzerinden vergilendirilmesi gerekmektedir. Ancak devlet üniversitesinde çalışan bir Dr. öğretim üyesinin maaşının büyük bir kısmı söz konusu ödeneklerden ibaret olduğu için vergiye tabi matrahı da düşüktür. Bu kişinin matrahı yaklaşık TL kadardır ve dolayısıyla bu ay için ödeyeceği gelir vergisi de 360 TL civarındadır. Bekâr ve çocuksuz olduğu varsayılan bu öğretim üyesinin hesaplanan gelir vergisinden asgari geçim indirimi de AGİ düşülürse yaklaşık 120 TL gelir vergisi ödenecek ve eline yaklaşık aralığında net ücret geçecektir. Ancak vakıf üniversitesinde çalışan aynı unvana sahip bir öğretim üyesinin brüt maaşı 10 bin TL iken gelir vergisi matrahı TL, hesaplanan gelir vergisi TL ve dolayısıyla da Ocak 2020 dönemine ilişkin eline geçen tutar yaklaşık 7 bin TL civarındadır. Devlet üniversitesinde çalışan öğretim elemanının matrahı düşük olduğundan kümülatif toplam artan oranlı vergi tarifesinde yılın sonlarına doğru ikinci dilime girmektedir. Ancak vakıf üniversitesi öğretim elemanının matrahı yüksek olduğundan mart ayından sonra ikinci dilime ve hatta yılın sonuna doğru yüzde 27’lik oranın bulunduğu üçüncü dilime de girecektir. Bu, vakıf öğretim elemanının eline geçen tutarın yıl sonuna doğru daha da azalması anlamına gelecektir. Görüldüğü üzere bordroda görünen brüt ücretler aynı olsa da, ücreti oluşturan kalemlerin farklı olması nedeniyle devlet üniversitesinde çalışan öğretim elemanı ile vakıf üniversitesi öğretim elemanının maaşından yapılacak vergi kesintisi arasında ciddi bir fark oluşmaktadır. Devlet üniversitesinde çalışan öğretim elemanı, bordrosunda bulunan ücret kalemleri içinde ağırlıklı olarak yer alan çıplak ücret dışındaki ödemeler nedeniyle daha az vergi ödeyecek, vakıf üniversitesinde çalışan ise bordrosunda gelirinin tamamı çıplak ücret olarak göründüğünden vergi yükü çok daha ağır olacaktır. Ayrıca aylar itibariyle artan oranlı vergi tarifesine tabi olduğunu da düşününce hakkaniyet iyiden yiye yok olacaktır. Vakıf üniversitesi, brüt ücret bazında sorumluluğunu yerine getirse de öğretim elemanı devlet üniversitesinde çalışan aynı ünvanlı meslektaşı ile aynı ücreti maaş hesabında göremeyecektir. Ücret gelirlerinin farklı kalemlerden oluşması nedeniyle aynı brüt ücreti alanların farklı matrahlarının bulunması aynı zamanda Anayasamızın 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine de aykırı bir durum olacaktır. Bir an önce düzeltilmesini diliyorum. Konuya “lafzi” bakış açısı 7243 sayılı Kanunla 2547 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile ücretlerin eşitlenmesi amaçlanmıştır. Ancak yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere brüt ücret eşitlemesi vakıf üniversitesi öğretim elemanlarının aleyhine bir durum yaratmaktadır. Kanunun ve kanun gerekçesinin 11’nci maddesi ile bu eşitleme öngörülmüş ve gerekçede mali hakların eşitlemesi amaçlanmıştır. Ancak görüldüğü kadarıyla yapılan yeni dönem için sözleşmeler brüt olarak akdedilmektedir. Kanun gerekçesi yeterince açık olmasına rağmen bir düzenleyici işlem olarak YÖK’ün 5 Haziran 2020 oturum tarihli ve sayılı Kararında, “… devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin net veya brüt miktarından birisinin esas alınabileceğini” ifadesi ise vakıf üniversitelerinin verdiği tepkiyi biraz da olsa yumuşatmak gayesiyle yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak kanunun lafzı yeterince açık olmasına rağmen verilen bu “karar” ile yapılan yönlendirme, kanunilik ilkesini zedelemektedir. Zira Kanun’un ve Gerekçesinin 11’nci maddesi mali hakları eşitleyin şeklinde hükmetmiştir. Dinleyen pek yok sanırım. Daha da önemlisi 7243 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde yer alan “… ödenen ücret tutarından az ücret VERİLEMEZ” hükmündeki “VERİLEMEZ” kelimesidir. “Vermek” kelimesinin icrai sonucu “almak, uhdesine geçirmektir. Brüt ücret uygulaması sonucunda “vermek” fiili gerçekleşmediği gibi “uhdesine geçirmek, almak” fiili de gerçekleşmemiş olmaktadır. “Almak ya da uhdesine geçirmek” fiili gerçekleşmemiş ise “vermek” fiili de gerçekleşmemiştir. Bu durumda ivedi şekilde yeni bir düzenleme ile bu sorun çözülmelidir. Vakıf yükseköğretim öğretim elemanlarının ücret düzenlemesinin 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun yukarıda belirttiğim maddeler kapsamına alınması hem adalet açısından gereklidir hem de Anayasa’nın “Ücrette adalet sağlanması” kenar başlıklı 55’inci maddesinin bir gereğidir. Ancak mali haklar konusunda devlet/vakıf üniversitesi farkı ortadan kalktıktan sonra brüt ücret eşitlemesi adil olur. Aksi durumda ücret eşitlemesi reel olarak pek etki etmeyecektir. Vakıf yükseköğretim öğretim elemanlarının hedeflenen durumu, düzenleme öncesindeki durumundan pek de farklı olmayacaktır. Sayıları yaklaşık 26 bine yaklaşan vakıf yükseköğretim elemanları, her ne kadar İş Kanunu’na tabi olsa da onlar hakkında belirttiğim düzenlemenin yapılması genel itibariyle onarıcı ve denkleştirici adalet kapsamında olumlu sonuçlar doğuracaktır. Vakıf öğretim üyelerinin ücret düzenlemesinde ortaya çıkan adaletsizliğin temel sebebi; vakıf üniversitesi öğretim üyelerinin atama ve yükselmelerinde 2547 sayılı kanunun uygulanması, maaş ve diğer özlük hakları bakımından ise iş kanununa tabi olmasıdır. Bütçesini devletin vermediği kurumların maaş ve diğer özlük haklarında öğretim üyeleri ve vakıf yükseköğretim kurumları aleyhine yapılan düzenlemeler anayasanın 130. Maddesinde yer alan üniversite özerkliğine açıkça aykırılık teşkil etmektedir Devlet yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin net ücretleri dikkate alınarak eşitleme yapılırsa bu durumda vakıf yükseköğretim üyelerinin vergi ve SGK yükü artacaktır. Bu durum, vakıf üniversitesinin mali külfetini artıracaktır. Her ne kadar temel amacı karlılık olmayan vakıf üniversitelerine de bunu reva görmek çok doğru olmasa gerek. Bu yüzden mali hakları eşitlemek hamlesi, “adalet kadrajında” herkes için daha rasyonel sonuçlar doğuracaktır. Başka bir sorun 7243 sayılı Kanunla yapılan bu değişiklik sonucunda kanun ve gerekçesinin 11’nci maddesi yeterince açık olduğu halde YÖK’ün 5 Haziran 2020 oturum tarihli ve sayılı kararında, “Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin net veya brüt miktarından birisinin esas alınabileceğini” ifadesi ile kanuna başka bir yön vermektedir Söz konusu kararın, icrai mahiyet ihtiva etmesi nedeniyle Danıştay’da 60 gün içinde iptal davasına konu edilebilmesi mümkündür. Bu durumda vakıf yükseköğretim kurumlarının akdettikleri sözleşmelerinin dayanakları da ortadan kalkmış olacaktır. Vakıf üniversitelerinin 17 Nisan tarihi itibariyle bu düzenlemeyi uygulaması gerekmektedir Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 17 Nisan 2020 tarih ve 31102 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu Kanun’un 30/b maddesi ile de aynı gün yürürlüğe gireceğine hükmetmiştir. Yani ücretlerin devlet üniversiteleriyle eşitleme düzenlemesi 17 Nisan tarihi itibariyle yapılması gerekmektedir. Bu şekilde bir düzenleme hala yapılmamış ise yeni düzenleme ile geçmiş aylar arasındaki farkların da öğretim elemanına ödenmesi gerekmektedir. Aksi durum mezkûr maddeye açıkça aykırılık teşkil edecektir. Ancak YÖK oturum tarihli ve sayılı kararında “Konuya ilişkin yapılan inceleme neticesinde, emsal ücret uygulamasına 2020 yılı içinde olmak şartıyla öğretim elemanı sözleşmelerinin yenilendiği aydan itibaren başlatılması hususunun, vakıf yükseköğretim kurumlarının yetkili kurullarınca değerlendirilerek sonuçlandırılmasının uygun olduğuna karar verildi.” ifadesi ile uygulamanın başlangıç tarihini değiştirdi. Kanunun yürürlük tarihi kendi kanununda alenen yazmasına rağmen YÖK’ün kararı ile bu süre kurumların keyfiyetine bırakılamaz. Kanun maddesinde yürürlük tarihinin hükmedilmesine rağmen farklı bir tarih belirleme mercii YÖK değildir. Bu, kanunilik ilkesine aykırı bir uygulamadır. * Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ali Fuad Başgil Hukuk Fakültesi, Mali Hukuk Anabilim Dalı Başkanı
Öğretim elemanlarının sınıflandırılması 2914 Sayılı kanunun göre öğretim elemanları 3 sınıfa ayrılmaktadır. Eklenme 15 Nisan 2003 0000 Öğretim elemanlarının sınıflandırılması 2914 Sayılı kanunun göre öğretim elemanları 3 sınıfa ayrılmaktadır. Öğretim elemanlarının sınıflandırılması 2914 Sayılı kanunun göre öğretim elemanları 3 sınıfa ayrılmaktadır. 1-Öğretim Üyeleri Sınıfı Bu sınıf, profesörler, doçentler ve yardımcı doçentlerden oluşur. En yüksek düzeydeki akademik unvana sahip kişi olan Profesörler, profesör kadrosuna atandıkları tarihi izleyen aybaşından itibaren birinci derecenin, Doçentlik sınavını başararak akademik unvana sahip kişi olan Doçentler, doçent kadrosuna atandıkları tarihi izleyen aybaşından itibaren üçüncü derecenin, Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta uzmanlık veya belli sanat dallarında yeterlik belge ve yetkisini kazanmış,ilk kademedeki akademik unvana sahip kişi olan Yardımcı doçentler, yardımcı doçent kadrosuna atandıkları tarihi izleyen aybaşından itibaren beşinci derecenin, İlk kademe aylığını alırlar. Bunlardan üst dereceye atananlar, bu dereceleri kazanılmış hak olarak aldıktan sonra geçirecekleri her yıl için bir kademe ilerlemesinden yararlanırlar. 2-Öğretim Görevlileri ve Okutmanlar Sınıfı Bu sınıf, öğretim görevlileri ile okutmanlardan oluşur. Öğretim Görevlisi; Ders vermek ve uygulama yaptırmakla yükümlü bir öğretim elemanıdır. Okutman; Eğitim - öğretim süresince çeşitli öğretim programlarında ortak zorunlu ders olarak belirlenen dersleri okutan veya uygulayan öğretim elemanıdır. 3-Öğretim Yardımcıları Sınıfı Bu sınıf, araştırma görevlileri ile uzman, çevirici ve eğitim-öğretim planlamacılarından oluşur. Öğretim görevlileri, okutmanlar ve öğretim yardımcılarının giriş dereceleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36. maddesinin "Ortak Hükümler"i ile getirilen kademe ilerlemesi ve derece yükselmesine ilişkin hükümleri hariç Devlet memurları Kanunu hükümleri uyarınca öğrenim niteliğine ve süresine göre tespit edilecek kazanılmış hak aylık derece ve kademelerine iki derece eklenmek suretiyle belirlenir. 657 sayılı Devlet memurları Kanununun Memurların bir kurumdan diğerine nakillerini düzenleyen "13/12/1960 tarihli ve 160 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi kapsamına giren kurumlarla bu Kanuna tabi kurumlar arasındaki nakillerde de yukarıdaki hükümler uygulanır. Aynı kanunun 4 üncü maddesi kapsamına giren kurumlarda çalışıp 657 sayılı Kanuna tabi olmayan personelden, hizmete giriş dereceleri 36. madde ile tespit edilen giriş derecelerinin üzerinde olanların ilk ilerleme ve yükselmeleri için kanuni bekleme sürelerine yukarıda yazılı dereceler arasındaki sürelere tekabül eden süre kadar ilave edilir." hükmü yer almaktadır. Ayrıca 657 sayılı kanunun son fıkrasında; "Aday olarak atanmış Devlet memurunun adaylık süresi bir yıldan az, iki yıldan çok olamaz ve bu süre içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz." Denilmektedir. Yukarıda zikredilen hükümlerin birlikte değerlendirilmesi ile 217 sayılı KHK kapsamına giren üniversitelerdeki akademik personelin 657 sayılı kanun kapsamına tabi kurumlara naklen atanmaları mümkündür. Ancak, 2547 sayılı kanunun a fıkrasında; Araştırma görevlileri, "yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır. Bunlar ilgili anabilim veya anasanat dalı başkanlarının önerisi, Bölüm Başkanı, Dekan, enstitü, yüksekokul veya konservatuvar müdürünün olumlu görüşü üzerine rektörün onayı ile araştırma görevlisi kadrolarına en çok üç yıl süre ile atanırlar; atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona erer." hükmü ile 657 sayılı kanunun ikinci fıkrasındaki "adaylık süresi içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz" hükmü uyarınca araştırma görevlisi kadrolarına atananların, azami adaylık süresi kadar üniversitede görevde bulunmaları kaydıyla 657 sayılı kanuna tabi kurumlara aynı kanunun göre naklen atanmaları mümkündür. Bu şekilde memuriyete naklen geçenler iki dereceye isabet eden süre kadar derece ve kademe ilerlemesi yapamazlar. Çünkü bunlar araştırma görevlisi olduklarında ilave olarak iki derece almışlardı. Bu nedenle bulundukları derece ve kademelerde iki derece süresi kadar6 yıl bekletilirler. Youtube'dan takip etmek için tıklayınız Bu Habere Tepkiniz
Son zamanlarda en sık ama en sık duyduğum soru araştırma görevlisi, öğretim görevlisi ve öğretim üyesi farkı. Bu konuda çok fazla yanlış bilgi var. Bu yüzden de kafa karışıklığınızı düzeltmek adına bugün size hepsini detaylıca anlatmak istiyorum. İlk olarak bilmeniz gerekenler Bu üç kadro birbirinden bağımsız açılır. Eskiden ama çok eskiden kadrolar arası geçiş olduğuna dair bilgim var ama şu an bu üç kadro arasında geçiş yok malesef. Kadro takibini ve koşullarını yöksis üzerinden yapabilirsiniz. Araştırma Görevlisi Araştırma görevlisi bölümlerde akademik ve idari konularda öğretim üyelerine yardımcı olan akademik elemandır. Bu kişiler kadro ilanı ile işe alınırlar ancak işe başlayabilmeleri için farklı üniversitelerde de olsa aktif olarak lisans üstü öğrencisi olmaları şarttır. Genel olarak bir hoca ne yapmasını istiyorsa onu yapmakla yükümlüdürler denilebilir. İdari süreçlerde ders kayıt sistemiyle ilgili işleri yapabilirler. Derslere girip hocalara yardımcı olabilirler. Bölüm sekreterliklerini desteklerler. Sınavlarda gözetmenlik yaparlar. Akademik araştırmalarda hocalara yardımcı olabilirler. Aslında bölümde ihtiyaç duyulan her şeyi yaparlar ama hangi iş konusunda bölümde ihtiyaç varsa onu daha çok yaparlar. Lisans üstü eğitimleri bittiği zaman kadroları da biter. Bu noktada bazılarınız ama bizim okulda yıllarca araştırma görevlisi olan var diyebilir. Onu da şöyle cevaplayayım. Bazıları yüksek lisansı devlet bursuyla yurt dışında yaptıkları için geri ödeme olarak dışarıda okudukları zamanın iki katı çalışmak zorunda oluyorlar. Bir de bazen siz lisanstayken yüksek lisansa yeni başlamış bir araştırma görevlisini görüp yanılabiliyorsunuz çünkü hesaplarsanız bir kişi azami olarak 3 yıl yüksek lisans ve 6 yıl doktora yapabilir. Yani toplamda 9 yıl kadar araştırma görevlisi olunabilir ama 9 yılın sonunda mutlaka ilişik kesilir. Öğretim Görevlisi Öğretim görevlisi sadece ders anlatmakla yükümlü akademik personeldir. Öğretim görevlisi kadrosuna başvurabilmek için minimum yüksek lisans derecesine sahip olmak gerekir. Öğretim görevlileri çoğunlukla yüksek okullarda çalışırlar. Üniversitelerin yüksek okullarında girmekle yükümlü oldukları dersleri verirler. İsterlerse ayrıca doktoraya devam edebilirler ama bunun kadrolarına bir etkisi olmaz. Küçük bir not olarak da bazı yüksek okullarda öğretim üyesi açma hakkı bulunur ama ben şahit olmadığım için yine öğretim görevliliğinden üyeliğine geçiş durumundan bahsedemiyorum. Öğretim Üyesi Öğretim üyesi üniversitelerin fakültelerinde görev alan öncelikli olarak akademik araştırma yapması beklenen ve bunun yanı sıra derse de giren akademik personeldir. Akademik kariyer yapabilen tek grup öğretim üyeleridir ve minimum koşul olarak doktora derecesine sahip olmaları gerekir. İlk kadroya atandıkları zaman doktor öğretim üyesi ünvanı ile atanırlar ve daha sonra basamaklarda yükselerek profesörlüğe kadar ilerleyebilirler. Umarım aklınızdaki sorular cevaplanmıştır. Hepinize akademide bol şans! Ayça
araştırma görevlisi ile öğretim görevlisi arasındaki fark